Köy Hayatına Küçük Bir Değiniş

Köy hayatı çokça bilindiği gibi sadece doğal yaşam inekler, koyunlar ve tavuklardan ibaret cehalet dolu insanlardan oluşmamaktadır. Şehirde görülmeyen çok güzel manzaralar düğün veya bayram günü değilse eğer köy insanına özgürlükten başka bir güzellik anlamı ifade etmez köylü o manzaranın altında yatan toprağa bakar onu anlamaya ve işlemeye çalışır. Köylünün çoğu okumamış veya gerçekten cahildir ama en cahili bile çocuklarını kız erkek ayırmadan okutmak ister. Toprağı bütün ya karınca gibi var gücüyle döver eşeler eker biçer hepsi ahırda ki Akbaş’ın süt parasıyla çocuğunun okul masraflarını karşılamak eğer hava iyi giderse Akbaşın yanına bir de Montofon almaktır. Köy hayatında en büyük sıkıntı kışın yapacak bir şey olmadığı için insanların sürekli birbirleriyle didişmesidir. Kim araba almış kim ne satmış vs. bu yüzden köy gazete okumaz kendi içinde ki haberleri takip eder ve kulaktan kulağa yayar. Köylü çocuk gibidir kandırılmaz ama basit şeyler onu mutlu eder elinde sahip olduklarıyla yetinmez ama mutsuz da olmaz. Çocuklarına bildiği her şeyi ciddi ciddi anlatır onu varisi gibi yetiştirir ama kimseye bu kadar bu kadar karmaşık ve önemli şeyleri anlatmaz.  Köy insanı basittir sanırız ama pek çok şeye hâkimdir okuma yazma ve dört işlem yapacak kadar tahsile sahiptir. Köyde her yürürken her 5 metre de bir arkadaşına akrabasına selam verir sohbet eder mutlu olur. Arada şehre alışveriş etmeye gider her şey eskisi kadar doğal değil ne yazık ki. Şehirde her 5 metrede selam verecek kimseyi göremez herkes onu kazıklamaya çalışır aklını bulandırır çünkü cahil sanır. Koca binalar etrafını sarıp gökyüzünü göremez içi daralır akbaşın sesinden çok motor ve korna sesleri duyar. Bir saate kalmadan başı ağrır etrafından geçen insanların giyimi ona kendini küçük hissettirir bindiği 95 model broadway’i ona külüstür gözükür yemek yediği lokanta da çaya para vermek onu üzer çünkü köyde neredeyse kahvede bile çaya para verilmez. İnsanların gözünün içine bakılmaz şehirde çünkü insanlar selam vermek yerine azar çekerler.  Şehirli insanın duyguları beton yığınlarının, güzel kıyafetlerinin ve paralarının ardına saklıdır. Buna en büyük örneklerden birisi kimse Neşet Ertaş’ın bir türküsünü dinlediğini bir başkasına söyleyemez çünkü Neşet Ertaş da diğer köylü kimseler gibi gariptir ve onları temsil eder. Şehir insanı sosyal ortamında dışlanmaktan korkar ve özünü açamaz unutur gider. Bu Anneannelerimizin ve Dedelerimizin Şehir tarafından yok edilip öldürüldüğünün en büyük kanıtıdır. Şehirde bir işi olsa başka bir köylüden yardım ister çünkü imece usulünü bilir ve ona inanır. Köy insanı şehre ilk adımını attığında sudan çıkmış balık gibidir  – her gidişinde olur bu- zamanla alışsa da sürekli evine dönmek ister bu yüzden işini olabilecek en kısa sürede bitirmeye çalışır. Döndüğünde bir tas soğuk ayran içer sonra çıkar eşe dosta selam verir şehrin onu nasıl boğduğunu anlatır anlatır ki içi rahatlasın. İşte bütün bu şehir karmaşası elinde traktör ve eski arabası birkaç koyunu olan köylüye bu yüzden dar gelir ağır gelir. Özgürlük elinden alınınca insan yaşamın tadını alamaz. Köylünün özgürlüğü köyüdür yaylasıdır. Bundan sebep Anna Karenina’da Tolstoy çocuklardan ve basit kimselerden söz eder ve şehrin her şeyi Levin’e fena gelir çünkü köylü (köy insanı) Şehirde bir çocuk veya basit akıllı bir kimsedir. Şehrin düzeninden işleyişinden anlamaz Tolstoy bu yüzden köy insanını çocuğa veya basit akıllı bir kimseye benzetmiştir. Ancak köyde Bilge olan köy insanıdır.

Photo by Mat Reding on Pexels.com

Bir Cevap Yazın