Kolektivistik ve Bireyci Toplumlarda “ Birey ”

Merhabalar kolektif toplumun normlarından bunalmış, birey toplumunun normlarına hasret kalan güzel insanlar. Ben Kamboçya Fatihi. Aranıza  dusundukce.com [1] ile katılmış olup burada birlikte düşüncelerimizi özgürce yazıp okuyabileceğimiz bir platform oluşturmayı hedefledik. Böylece her hafta bir konu üzerine yazıp çizeceğiz, konuşacağız ve tartışacağız. Ben bugün üzerinde sürekli düşündüğüm, yaşadığım bu toplumda etkilerini hem etrafımda hem de kendi üzerimde ciddi anlamda hissetmemden dolayı belki olur da birileri okur hislerine tercüman olurum, olur da birileri okur ve içinde yaşadığı toplumda neler olup bittiğinin farkına varır diye kolektivistik ve bireyci toplumlarda bireycilik ile ilgili yazmaya başlayacağım. Yazım birinci bölüm, ikinci bölüm ve üçüncü bölüm olarak üç kısımdan oluşacak ve her bir bölüm iki-üç günde bir sizlerle buluşacaktır. Ne sizi sıkmak isterim uzun bir yazı ile ne de merakınızın uçup gitmesini isterim.

   İnsanoğlu tarihin ilk zamanlarından bu yana yaşamını sürdürebilmek için hem doğaya ihtiyaç duymuş hem de doğa ananın hiddetinden korunmak için doğayla savaşmıştır. Doğa ile savaşırken de aslında doğadan faydalanmış, yine doğa aracılığı ile kendini korumuştur. Tabi tüm bunları yapabilmek için yani doğadan gelen tehlikeleri bertaraf edebilmek için insanların bir arada bulunup tüm zorlukların üstesinden gelmeleri gerekiyordu. Çünkü teknolojiden uzak (şimdilerde popülist bir söylem olan) ilkel bir yaşam biçimi diye  adlandırabileceğimiz yaşantıda doğaya karşı ayakta kalmak bunu gerektiriyordu. İşte aslında temeli böyle böyle başlayan, yerleşik hayatla birlikte güçlenen ama aynı zamanda da yerleşik hayata geçişle köy yaşamlarının başlaması kendi içerisinde kolektif yapının  ayrışmalara maruz kalmasına neden olmuştur .

Nasıl mı? Mesela şöyle:

Önce beş on kişilik aileler birlikte yaşarken aralarında çıkan kavgalar geçimsizlikler yüzünden birbirlerinden ayrılıp uzak yerlerde çoğalıp büyüyorlar. Bu zamanla yani yerleşik hayata geçişle birlikte farklı farklı köylerin doğmasına sebep oluyor. Böylece her köy kendi içerisinde farklı farklı kültürleri benimseyerek, farklı kolektif değerleri, normları benimseyerek kendi aralarında ayrışmalarda başlamış oluyor. Sırf köyün reisinin inanışı, düşünüşü, gördüğü, yaşadığı, kavgalı olduğu köydeki uyulan, inanılan inanış ve davranışlara karşı çıkması köyün içindeki inanılan ve benimsenen kolektif değerlerin çeşitlenmesine sebep olabilirdi.

Birey farklılıkları ile var olur

Photo by Anna Shvets on Pexels.com

   Zamanla değişen hayat tarzının normların da değişmesine zemin hazırlaması kolektif değerlerinde çeşitlenip değişmesine neden olmuştur. Mesela yerleşik hayata geçilmeden önceki dönemden başlayıp yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte inanç konusunda değişmelerin yaşanması kolektif yaşamı da etkilemiştir. Örneğin insanlığın ilk tarihlerinde insan kendini ve doğa olaylarını sorgulayıp tüm bunların arkasında ilahi bir gücün olduğunu düşünüp inanırken, yerleşik hayata geçişle birlikte din yani inanç konusu toplumu tek çatı altında toplayacak ve topladıktan sonrada belli bir düzen sağlayacak bir fenomen olarak kullanılmaya başlamıştır.

Mesela Mısır firavunlarının halkına olan şu söyleminde de bahsettiğim olguyu görebiliriz: “ Ben Tanrının yeryüzünde ki gölgesiyim!” İşte insanoğlu bu söylemle birlikte yani inanç sisteminin yönetimde meşruluk kazandırılmak için kullanılması ile birlikte kolektif yaşam biçimi korunma, savaşma ve gıda ihtiyacını karşılama gibi prekolektif ihtiyaç ve değerlerden zamanla dikey kolektivizme[2] geçiş başlamış, bu da insanoğlunun bilinmezliğe verdiği değer ve merakı iyi kullanan, insanları tanrı ile korkutup  saltanatlarını sürdürmek için kendi söyledikleri yalana kendilerinin bile inandığı bir yönetim anlayışı çerçevesinde oluşan kolektif değerlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşte insanoğlunun kolektivistik toplum yapısına gelişmiş anlamda attığı ilk adım. “ Din “. Peki bu değerler sadede din fenomeni altında mı gelişti? Tabi ki hayır. Yazımızın ikinci bölümünde diğer etkenlerin nasıl şekillendiğini ve ortaya çıktığını bir bir tıpkı şimdi ki yazımızda olduğu gibi kısa net ve günlük bir dille anlatmaya devam edeceğiz. Umarım sıkılmamış ve bir şeyler oluşmaya başlamıştır kafalarda. Diğer yazımızda daha derin meselelere girmek dileğiyle. Takipte kalın…


[1] https://dusundukce.com

[2] http://liberteryen.org/2012/03/kollektivizm

Bir Cevap Yazın