LÜBNAN SORUNU

Bu yazımızda son zamanlarda çeşitli olaylar gündeme gelen Lübnan’a değineceğiz.

LÜBNAN SORUNLARININ TEMELLERİ:  Lübnan da yaşanan sorunların pek çoğunun sebebi Ortadoğu’nun genelinde olduğu gibi “Kimliktir”.  Üst bir ulus kimliği yerine benimsenen aşiret veya mezhep kimliklerinin ayrıştırıcılığı bölgede grupların sürekli sorun yaşamasına sebep olmaktadır.

Ortadoğu sorununun önemli bir parçası durumundaki olaylar. Lübnan, 1970’lerin ortalarında taraflarını Hıristiyan sağcılar, Müslüman solcular, Suriye birlikleri, İsrail ve BM Barış Gücü’nün oluşturduğu bir iç savaş içine girdi. Bu çatışmanın nedenleri, Lübnan’ın iç yapısında ve bölgenin özelliklerinde aranmalıdır.
Bir kere Lübnan çeşitli dinsel ve etnik bölüntülere ayrılmış olup bir ulus-devlet görünümünde değildir. Ülkede hiçbir mezhep çoğunluğa sahip olamamıştır. Bunlar arasında Müslüman Sünniler, Şiiler, Dürziler, Hristiyan Marunîler, Yunan Ortodokslar, Katolikler ve Yahudiler en önemlilerini oluşturmaktadır. Bu etnik ve dini mozaiğe bir de 1970’te Ürdün’deki iç savaşı kaybederek bir anlamda bölgeden sürülen Filistinliler eklenmiştir. Burada bir yandan Hristiyan, Batı kültürü ile öte yandan İslam ve Doğu kültürü aynı potada erimemektedir. Lübnan toplumunun ailelere bölünmüş yapısı ülkenin siyasal yaşantısına kişisellik özelliği katmıştır. Siyasal iktidarın bozulduğu dönemde iktidarı ele geçirme çabaları büyük çatışmalara yol açmaktadır.
Lübnan 1943 yılında tam bağımsız olduğundan bu yana siyasal istikrarını geleneksel olarak bir Hristiyan başkan ve Müslüman bir başbakan seçerek sürdürüyordu. Hristiyanlar mecliste ve hükümette çoğunluğu ellerinde bulunduruyorlardı.
Filistinlilerin de Lübnan’a gelmesi dengeyi iyice bozdu. 1975 yılında sağcı ve Hristiyanlar, solcu Müslümanlar ve Filistin gerillaları arasında bir savaş çıktı. Bir yıl sonra da Suriye, ABD ve İsrail’in onayı ile çatışmaları durdurmak için müdahale etti. 1978 yılında İsrail Güney Lübnan sınırından içeri girdiyse de BM Barış gücü gelince geri çekildi. Bu tarihten itibaren Lübnan’a saldırı için fırsat kollayan İsrail bir harekâtı başlatarak Lübnan’ın güneyini işgal etti. Sonuçta Arafat ve Filistinliler bölgeden çekilirken, Lübnan’da yeni bir mücadele dönemi başlıyordu. 1980’li yıllar Lübnan’a özlediği barışı getiremedi ve 1975’te başlayan iç savaş hızını artırarak sürdürdü. Özellikle İsrail’in bölgede çekilişi sırasında ülkede, Devlet Başkanı Emin Cemayel dışında üç güç odağı ortaya çıktı. Hristiyanlar, Dürziler ve Şii Emel Örgütü. Saldırılara hedef olan Uluslararası Barış Gücü 1984 yılında ülkeden çekildiyse de İsrail askeri varlığını sürdürdü. 1986’dan sonra Suriye birlikleri, Şii Emel milisleri ve Filistinliler arasında yeni çatışmalar çıktı. 1989 yılında ise iç savaşın yeniden alevlenmesi, yeni seçilmiş başkan Rene Moawad’ın bir suikast ile öldürülmesi ve Batılı rehineler bunalımı sürmekteydi. Ordu komutanı Michel Aoun Hristiyanların lideri olarak ortaya çıktı. Auon, Suriye’nin Lübnan’dan elini eteğini tümüyle çekmedikçe herhangi bir anlaşmaya varamayacağını açıkladı. Aynı yıl içinde Arap Birliği Örgütü’nün çeşitli arabuluculuk komitelerinin çabaları sonuç getirmedi. Nihayet, 22 Mayıs 1991 tarihinde Suriye ile Lübnan arasında imzalanan bir antlaşma ile Suriye 1943 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra ilk defa Lübnan’ı ayrı ve bağımsız bir devlet olarak tanıdı. Bu tarihten sonra Lübnan merkezi hükümetinin en önemli sorunları, etnik dengelerin bozulup yeni çatışmalara yol açmasını engellemek, ülke topraklarının her tarafında denetimi sağlamak ve İsrail’in zaman zaman saldırıda bulunduğu gerilla kamplarının ne yapılacağı konusunda açıklık kazandırmaktır.

Photo by Zheka Boychenko on Pexels.com

LÜBNANDAKİ SON DURUM: Lübnan’da geçen mayıs ayında yapılan parlamento seçimlerinden bu yana hükümet hâlâ kurulabilmiş değil. Ulusal Uzlaşı Hükümeti için yapılan görüşmelerde en büyük engeller Hristiyan partilerinin bakanlıkları paylaşamaması ve Dürzi İlerlemeci Sosyalist Parti’nin bakanlık payından taviz vermek istememesiydi. Lübnan medyasında “Hristiyan Düğümü” ve “Dürzi Düğümü” olarak isimlendirilen bu sorunlar şimdilik çözülmüş görünse de Bağımsız Sünni vekiller meselesi hükümetin kurulmasının önünde çözülmeyi bekleyen yeni bir düğüm olarak bekliyor.

Bu bağlamda Lübnan siyasetinde en çok tartışılan konu “Müstakil Sünniler ”in iddia edildiği gibi bağımsız olup olmadıkları. Çünkü bu parlamenterlerden bazılarının Hizbullah’ın da dâhil olduğu listelerden meclise girmiş olmaları, “Hizbullah’ın Sünnileri” olarak adlandırılmalarına sebep olmakta. Lübnan siyasetindeki bu yeni cephe, Sünniler için ayrılmış bakanlık koltuklarından hak talep etmekte ve Sünni temsiliyetinin sadece Hariri’nin liderliğini yürüttüğü Müstakbel Partisi ile sınırlı kalmamasını istemektedir. Ancak Hizbullah’ın bu gruba adeta sözcülük yapması pek de bağımsız bir mücadele olarak görülmüyor. Hatta bu on vekil, Hizbullah lideri Nasrallah’ı Sünnilerin meselesine müdahil ettirmekle itham ediliyorlar.

Diğer yandan Nasrallah’ın daha önce yaptığı “Sorun çıkaran taraf olmayacağız” açıklamasına rağmen hükümetin kurulmasına ramak kala yaptığı çıkışlarla engel teşkil ettiği şeklinde eleştiriler bulunmaktadır. Bazı siyasi analistler, Hizbullah’ın uzlaşmaz şekilde taleplerde bulunmaya başlamasının ABD’nin İran’a ve Hizbullah’a yönelik yaptırımlarının açıklanmasından sonraya denk geldiğine dikkat çekip Hizbullah’ın bu konuda bağımsız hareket etmediğini ve siyasetini, İran ile olan ilişkiler üzerinden yürüttüğünü iddia etmektedir. Yine Hizbullah’ın Müstakil Sünniler ile alakalı ısrarcı tavrının sadece Müstakbel Partisi taraftarlarınca değil Hizbullah’a oy verenlerce de eleştirildiğini belirtmek gerekir. Bazı Şiiler, açıkça “Bizim o kadar sorunumuz varken Hizbullah neden Sünnilerin müdafaasını yapıyor?” demekte. Sünnilerce Hariri’ye yapılan en dikkat çekici eleştiri ise yeni seçim sistemi ile bu sorunun önünü açanın bizzat kendisi olduğu ve Lübnan’da var olan sorunlara sorun eklediği yönündedir. Hariri ise Bağımsız Sünnilere çözüm için şöyle bir öneri sunmaktadır: “Gelin bir isim verin, bizim kontenjanımızdan o ismi bakan gösterelim.” Ancak bu teklif kabul görmüş değil çünkü Müstakil Sünnilere göre kendileri toplam Sünni oyların yüzde 40’nı temsil ediyorlar ve dolayısıyla Ulusal Birlik Hükümetinde hem bağımsız hem de etkili şekilde varlık göstermeyi hedefliyorlar. Tarafsız gözlemciler ise, Hizbullah’ın silahlı gücünün caydırıcılığını kullanarak muhalif Şiileri bastırırken diğer yandan da silahlı bir gücü olmayan Sünnilerin birliğine zarar vermek için bağımsız Sünnileri desteklediğini iddia ediyor. Yine eşit şartlarda yapılmayan bir siyasi mücadelede Hizbullah’ın, Sünnileri zayıflatarak Şiiler lehine mezhep dengesini sarsmaya çalıştığı da dikkat çeken bir diğer görüş. Sorunun çözülememesinin temeli yine çok milletlilik ve kimlik karmaşasıdır ayrıca Rusya ABD diğer Ortadoğu devletleri ve son zamanlarda Çininde Lübnan iç işlerine dahil olması sorunların daha da karmaşık ve çözülemez hale gelmesine sebep olmuştur. Lübnan önce iç bağımsızlığını ardından ülke içi sorunlarını çözmelidir.

Photo by Jo Kassis on Pexels.com

Bir Cevap Yazın