İnsan’ın Doğal Hali Ve Devlet Durumu

İnsanın doğal hali üzerine ve bu durumdan devletlerin oluşum geçişine dahil siyaset felsefesinde tarih boyunca birçok yorum yapılmış ve düşünce sistemi geliştirilmiştir. İnsanların ihtiyaçlarını, arzularını, birbiriyle olan ilişkilerini ve her türlü haklarını koruyabilmek, ifa edebilmek ve topluluk içinde sürdürmesi için bir organizasyona ihtiyaç vardır. İşte bunun için belirli kurallar ve yasaları koymak bu organizasyonun görevi, bu kurallar ve yasalar içinde bir sosyal yaşamı sağlamakta yine bu organizasyonun görevidir. Tüm bunlara göre bu organizasyon (devlet) vazifesi sosyal nizamın, adaletin, toplumsal güvenilirliğin, iyiliğin gerçekleşmesi olan, belirlenmiş bir sınır içerisinde bir topluluğa dayanan ve bu sınırlar içinde bulunan her şey üzerinde bir kontrol mekanizmasına sahip, siyasi bir tercih sonucu hükumet ile donanmış organizasyondur. Devletin oluşumuna dair geliştirilen düşünceler ve yorumlar iki başlıkta incelenebilir. Bunlardan birincisi devletin doğal varlık olduğuna dair geliştirilen düşüncelerdir.

Bu varlığın temel mantığı evrendeki diğer doğal maddeler, canlılar gibi devlette doğal bir oluşumdur. Doğadaki sistemin devamında oluşmuş bir yapıdır. Bu başlığın temsilcileri olarak PlatonAristoFarabi ve İbn-i Haldun’u ele alabiliriz. .Platon’a göre devlet mekanizması ile insan mekanizması birbirine çok benzer.  İnsanlardaki bazı özellikler devlette ortaya çıkmaktadır. İnsanların beslenmesi, iradesi ve akılı devlette mikronun makroya yansımasıdır. Devlette de bu özellikleri temsil eden sınıflar bulunmaktadır. Halk, asker, yönetici gibi. İşçi sınıfındaki halk beslenmeye karşılık, koruyucu sınıfındaki askerler iradeye karşılık, yönetici sınıfındaki liderler ise akıla karşılıktır. Bu pencereden baktığımızda devlet doğanın devamı niteliğinde bir oluşumdur. Bireylerin bir araya gelerek yardımlaşması olağan olarak devleti oluşturmuştur.

Platon’a göre ” insanlar birçok ihtiyaçları olduğu için, birçok eşiti ve yardımcıyı bir mekanda toplarlar. Bu topluluğa da kent, devlet adını veririz “

Yani Platon’a göre bu devlet tamamen doğal bir oluşumdur. İbn’i Haldun’a göre ise devlet insanların birbirine ihtiyacı olmasından dolayı ortaya çıkmıştır. Her ne kadar insanın sosyal ve toplumsal bir yapısı olsa dahi hayvansal bir yapısı da vardır. Yasalarla, kurallarla insanı toplum içerisinde kendisinin bu hayvansal yanından korumak için ortaya çıkarılan bir zorunlu organizmadır devlet. Farabi’de İbn’i Haldun ile benzer görüşlere sahiptir. İnsanların ihtiyaçlarından dolayı devleti kurmaya muhtaç olduğunu söyler.  Tüm bu düşünürlerin yanında ikinci bir başlığımız ise devletin yapay bir varlık olduğunu savunan düşüncedir. Bu düşünceyi ortaya atan ve sistematik olarak geliştirerek yorum getiren düşünürlerin başında Thomas Hobbes, John Locke ve Jean Jacques Rousseau isimlerini örnek verebiliriz.

..

Photo by Olle on Pexels.com

Hobbes, Leviathan adlı eserini ele alarak inceleyecek olursak temel anlamda birbirinin kurdu olan insanların doğal halinden çıkışının kendi istekleriyle hak ve özgürlüklerini üst bir otoriteye devrederek savaşa ve kargaşaya bir son vermişlerdir. Güvenlik içinde yaşama yolunun bir sözleşme ile devlete sınırsız güç vermekten geçtiğini söylemiştir. Hobbes’a göre insanlar doğal halde birbirleriyle eşittir. Bazen birinde olmayanın diğerinde olduğunu görsek bile Hobbes’a göre her şey göz önüne alındığında birbirinden üstünlük bahsedeceğimiz bir fark yoktur.  Hobbes bu durumu şöyle açıklıyor : ‘’Bedensel güç bakımından, en zayıf olan kişi, ya gizli bir düzenle ya da kendisi ile aynı tehlike altında olan başkalarıyla birleşerek, en güçlü kişiyi öldürmeye yetecek kadar güçlüdür.’’

Eşitliği böyle açıklayan Hobbes bu eşitlilikten güvensizlik doğacağını açıklıyor. Bu güvensizlikten ise savaşın doğacağını söylüyor. Hobbes ‘’ Devlet olmadıkça herkes herkese karşı daima savaş halindedir ‘’ diyor. Burada bahsettiği savaş insanların aslında aksine durum olmadığı sürece birbirleriyle savaşa meyilli olduğu tüm zamanlardır. Bu zamanların dışında sulhtan bahsedebiliriz. Devletin var olmadığı savaşın var olduğu  zamanlar insanların yaşamı tek başına, kötü, vahşi ve kısadır. Sadece kendi fikirleriyle kendini korumaya çalışan insan için çalışmanın, üretmenin karşılığı tam belli olmadığından dolayı anlamsızdır. Sadece anlamsız olan çalışmak değil sanat gibi birçok şeyin anlamı yoktur. Bunun sebebi kaos, ölüm korkusudur. İnsanların kandan, savaştan kaçmaları adına ne olursa olsun bir başkaldırı altına girmeden itaat etmeleri gerektiğini vurguladığını ve devletin ne pahasına olursa olsun bir zaruri gereksinim olduğunu görüyoruz.

Bu çerçevede bakarsak devletin zaruri bir oluşum olduğunu savunan İbn’i Haldun ile Hobbes’un düşüncelerinin bir noktada benzediğini görebiliriz.Diğer yandan Hobbes’un eserine genel olarak baktığımızda aslında monarşiyi yeğlediğini görmemiz mümkündür. Güçler ayrılığının egemenin gücünü zayıflatacağını söyler ve bu yüzden güçler ayrılığına karşı çıkar. Egemenin gücünün zayıflaması insanları yine güç kazanmak adına bir kaos haline sokabileceğini ve bu da toplumsal bir kaos ile sonuçlanabileceğini söylemiştir. Ve aynı zamanda siyaset ile dinin ayrımını yapmak egemenin gücünü zayıflatacağını söyler. İkinci başlık altında Hobbes’tan sonra ele alabileceğimiz isim Locke.

Devleti bir arayarak gelerek kurarız

Photo by Ricardo Esquivel on Pexels.com

John Locke’a göre doğal halinde insanların birbirlerine olan tutumlarının esası akıldır. Akıl insanların birbirine zarar vermemesi gerektiğini söylediğinden ötürü insanlar birbirlerinin haklarına ve özgürlüklerine karşı mükemmel bir tutum ile tavır sergilerler. Özgürlüklerine karşı olumsuz bir tavır sergilemeyen ve diğer insanlara karşı ne yapması gerektiğini bilen insanların tutumu vardı. Yönetici doğa durumda aklın kendisi olup her insanın bilge olduğu bir durum vardı. Bu durumun aksine tutumları sergileyen insanları yargılayacak tarafsız yargıçlar yoktu. İşte insanların devlet oluşturmasının temeli budur. Locke tüm toplum için eşit yasalar ve insanların kendi yöntemleriyle cezalandırmasını engelleyecek güç için ve bu yasalar gereği yargıçlar tarafından alınan kararları ifa edecek güç için devletin oluşumunu açıklamıştır. Locke, Hobbes’un aksine güçler ayrılığından bahsetmiştir.

Locke’a göre insanlar sadece sınırlı haklarını devlete devretmişken devlet insanların mülkiyet sahibi olmasını engellememeli ve aksine zenginleşmenin artmasını sağlamalıdır. Locke’a göre mülkiyet hakkı doğal bir haktır. İnsan emeğini yansıtmak ve temel ihtiyaçları için emek verir bu da toplumsal sözleşmenin ve doğal ihtiyaçların gereği olarak mülkiyeti ortaya çıkarır. Toprakların asıl sahibi ve insanlara paydaş edenin Tanrı olduğundan dolayı mülkiyet hakkı doğal olduğu gibi kutsaldır. İşte bu mülkiyet haklarını korumakta yine devletin görevidir.

 

İkinci başlığı Hobbes ve Locke arasında ele alarak bir kıyaslama içerisine girecek olursak her ne kadar aynı başlık altında olsalar da birbirlerinden ayrıldığı birçok noktayı görüyoruz. Bunların en başında Hobbes sınırsız bir güçten ve mutlak monarşiden yönetici penceresinden bahsederken Locke yönetilen temelli ve yönetilenlerin bazı haklarına dokunulmaması gerektiğini söylemiştir. Locke tam bu noktada Hobbes’a aslında eleştiri getirmiştir. Locke’a göre toplumu kaos halinden uzak tutmak tümüyle devletin sınırsız gücünü meşru yapmaz. Locke yine bundan yola çıkarak kuvvetler ayrılığını savunurken Hobbes buna da karşıdır. Locke kurucusu olduğu liberal anlayışın gerektirdiği bir sistematik düşünce sergilemişken Hobbes sosyal devletten bahsediyor diyebiliriz. Yine Hobbes devlet ile dinin ayrımını yapmazken Locke yönetilenleri bu konuda tamamen özgür ve devletin buna karışmayacağını söyler. Locke’a göre doğa durumu ne iyi ne de kötüdür fakat insan mükemmeldir, Hobbes’a göre ise doğa durumu kaosun ve kötülüğün hakim olduğu bir durumdur. Locke’a göre insan akıllıdır, Hobbes’a göre ise bencildir.

[1] (Platon, 2016)

Platon. (2016). Devlet, Çev. Sabahattin Eyyüpoğlu, M.Ali Cimcoz. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları .

Bir Cevap Yazın