Virüs

 

Sanal ortamda oluşturulan virüs görseli

Photo by CDC on Pexels.com

Virüs, bulaşıcı hastalıklara yol açan çok küçük boyuttaki canlı varlık, mikroorganizma. Bugüne kadar saptanabilen 600 virüsten 300’ünün insanlarda hastalık yaptığı anlaşılmıştır. Virüsler bakterileri tutan çok sıkı süzgeçlerden geçerler ve normal mikroskoplarla görülmezler. Virüslerin varlığı hakkında ilk kanıtlar 1898’de Löffler ve  Frosch’un çalışmalarıyla ortaya çıktı. Daha sonraki yıllarda, ültrasantrifüj ve elektron mikroskobu yardımıyla görülmesi mümkün oldu. Virüslerin çapı çeşitli kolodyum süzgeçleriyle ölçülebilir. Buna göre virüsler 10 ile 300 milimikron (milimetrenin milyonda biri) arasındadır. Sözgelimi bakteriofajlar 10-50 milimikron, çocuk felci virüsü 15 milimikron, çiçek aşısı virüsü 300 milimikron’dur. Elektron mikroskobuyla yapılan incelemeler virüslerin tanecikler halinde olduğunu göstermektedir.

Virüsler, diğer bakteriler gibi bilinen ortamlarda üremezler; üremeleri için canlı dokulara gereksinim vardır. Virüsler -20oC sıcaklığa kadar dayanıklıdırlar; ancak çok yüksek sıcaklıklara dayanamazlar. Doku kültürlerinde saf virüslerin yüksek oranda üretilmesi, hem aşı yapımını kolaylaştırmış hem de virüslerin kimyasal ve fiziksel yapılarının incelenmesini sağlamıştır. Yapılan çalışmalar her virüsün, nükleik asit, protein ve yağdan oluşan tek tanecikler olduğunu ortaya koydu. Çekirdekteki nükleik asit, ribo nükleik asit (RNA) ya da dezoksiribonükleik asit (DNA) zincirinden ibarettir. Bu nükleik asit zinciri, virüsün kalıtımsal niteliklerini içerir ve protein kabuğuyla korunur. Her virüs türünün proteini ayrı olduğundan protein tanımlanmasıyla kolaylıkla virüs tanımlanmasına geçilebilir. Ancak bu proteinler diğer hücrelerde olduğu gibi virüs tarafından üretilmez; virüs girdiği hücrelerden edindiği enzimlerle, aminoasitler gibi ham maddeleri kullanarak proteini oluşturur. Buradan, virüslerin ancak taşıyıcı bir hücre içinde asalak olarak yaşayabilecekleri ortaya çıkar.

Virüs yeni bir organizmaya girdiğinde taşıdığı kabuğu kaybederek, yeni hücredeki DNA ya da RNA zincirinin yerini alır ve metabolizmaya katılır. Bu şekilde içinde bulunduğu organizmaya az ya da çok zarar verir. Verdikleri zarar fazlaysa içinde bulundukları hücre ölür; bu arada virüs bu hücreden edindiği yeni kabukla bölünmelere uğrayarak yeni hücrelere doğru yayılır. Grip, kabakulak, kızamık, çiçek, nezle, sarı humma gibi bulaşıcı (intani) hastalıkların etmeni bu çeşit virüslerdir. Kimi virüsler, içinde bulundukları hücrenin ölümüne sebep olmazlar, ancak bu hücreler virüsün nükleik kısmını içlerine alarak anormal bölünmelere uğrarlar ve kanserleri (Ur) ortaya çıkarabilirler. Vücudun virüslere karşı ortaya çıkardığı koruyucu unsurlar (Antikorlar) virüslerin kabuklarını etkileyerek yok olmalarını sağlar. Virüsler çeşitli hücrelerin yalnızca bazı dokularının protoplazmasında yaşayabilirler. Çiçek, aft humması, siğil, uçuk gibi hastalıkların virüsleri dış deri dokusunda; çocuk felci, kuduz, ansefalit (beyin iltihabı) gibi virüsler sinir dokularında yaşarlar.

Kimi zaman dış deri virüsleri ikinci aşamada sinir dokularında yaşayacak özelliğe kavuşurlar ve sinir hastalıklarına yol açarlar Virüs hastalıklarından korunmak için ölü virüslerden hazırlanan çeşitli aşılar başarılı olmuştur: Kuduz, çocuk felci, sarı humma aşıları gibi.

Bir Cevap Yazın