Covid-19 Dönemi Küresel Gelişmeler Dijitalizm ve Şirketograsiye Geçiş

  Covid-19 Dönemi Küresel Gelişmeler Dijitalizm ve Şirketograsiye Geçiş .   Evet bu uzun başlıklı  kendisi başlığından çok daha uzun ve yorucu  olan  yazıyı İstanbul Üniversitesinden kıymetli arkadaşım Ali Ateş yazdı. Güncel gelişmelerin dikkatle irdelendiği bu makalede siz kıymetli okurlara keyifli dakikalar dilerim.

                                                 Giriş

2019 Yılının son aylarında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan Covid-19 virüsü kısa zamanda tüm dünyaya yayılarak ülkelerin, halkların, şirketlerin kısacası tüm dünyanın düzenini değiştirmiştir. Yeni normal olarak adlandırılan bu düzende birçok uluslar arası gelişme yaşanmış en önemlisi de dijital teknolojinin hayatımızda hiç olmadığı kadar yerini sağlamlaştırması olmuştur. İnsanlar hastalığa yakalanma korkusundan evlerinde home-office şeklinde çalışmış; birçok küçük, orta ve büyük ticari kuruluş ise sistemlerini dijital ortama aktararak değişim içerisine girmiş ve insanlara bu şekilde hizmet vermeye devam etmek zorunda kalmıştır.

Bu süreçte birçok devletin GSYİH’si düşerek uluslar arası kuruluşlardan dış borç almaya yönelmiş; KOBİ’ler büyük zarara uğramış ve işsizlik artmıştır. Ama bazı küresel şirketler bu salgın döneminde gelirlerini arttırarak krizi fırsata çevirmeyi bilmişlerdir. Açıklanan verilere göre dünyanın en zengin 10 insanı kişisel servetlerini ve nüfuz alanlarını salgın döneminde arttırmayı başarmışlardır. Bu insanların yöneticiliğini yaptığı teknoloji, finans, sağlık, sanayi ve bilişim gibi birçok sektörde ki şirketler ülkelerin üzerinde daha çok etkide bulunmaya başlamışlardır.

Servetleri artan kişilerin yöneticiliğini yaptığı ya da sahibi olduğu küresel şirketlerin ve geliri azalan, birçok kısıtlamaya maruz kalan halkın tepkisiyle karşı karşıya kalan ulus devletler ise bu dönemde fazlasıyla problemle yüz yüze gelerek tarihte hiç olmadığı kadar zayıflatılmışlardır. Artan işsizlik, ekonomik krizler, salgın tehlikesi gibi birçok faktör yüzünden ulus devletler planlı bir şekilde şirketograsiye boyun eğdirilmeye çalışılmaktadır. Acaba bu şirketogratik düzen ile dijitalizm ele ele vererek dijital faşizmi mi doğuracaklardır?

Bu yazıda, dünyada Covid-19’un çıkış sürecine kısaca değinildikten sonra Covid-19 ile birlikte dijital çağın resmen başlaması uluslar arası gelişmeler ışığında incelenecektir. Şirketlerin ulus devletler üzerinde ki etkilerini ve halkların her geçen gün bu küresel oligarşik çetelerin nasıl etkisi altına girdiklerini; dijital çağın, bize yeni normalde ne gibi bir etkisinin olacağını inceleyeceğiz.

Anahtar Kelimeler: Dijitalizm, Şirketograsi, Ulus Devletler, Covid-19, Dijital Faşizm

 

  1. COVİD-19’UN ORTAYA ÇIKIŞI VE KÜRESEL GELİŞMELER

Bilindiği üzere Covid-19 ilk olarak Çin’in Hubey eyaletine bağlı Wuhan kentinde 12 Aralık 2019 yılında ortaya çıktı. Vuhan Belediyesi Sağlık Komisyonu ise, 31 Aralık 2019’da kentteki Huanan Deniz Ürünleri Pazarı ile teması bulunan 27 kişide de daha o zaman adı konulmamış olan Covid-19 görüldüğünü Dünya Sağlık Örgütüne bildirdi. 7 Ocak 2020 tarihinde tüm dünya yeni yılın ilk haftasındayken Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın SARS olmadığını fakat yeni tip bir Koronavirüs’ten kaynaklandığını açıkladı. Yarasalardaki bir betakoronavirüsün insana geçerken mutasyona uğramış hali olan yeni tip Koronavirüse “2019-nCov” adı verildi. Bunun üzerine Çinli bilim insanları, 9 Ocak 2020 tarihinde bilinmeyen bu hastalığı ‘’ yeni tip Koronavirüs ‘’ olarak tanımladı.[1]

Vuhan yerel hükümeti, 11 Ocak 2020’de virüsün bir salgına dönüştüğünü açıkladığı tarihte 2019-nCov yüzünden dünyada ki ilk can kaybı da yaşanmış oldu. Çinli bilim insanları bunun üzerine hastalık hakkında ilk önemli açıklamalarını yaparak virüsün SARS’a yüzde 80 benzerlik gösterdiğini belirtti.

 [2]Koronavirüs, Çin’in ardından çeşitli yollarla farklı ülkelerde de görülmeye başladı. Takvimler 13 Ocak 2020 tarihini gösterirken Tayland hükümeti, Vuhan’dan gelen bir kadında virüsün tespit edildiğini açıkladı. Tayland’ın ardından sırasıyla; 16 Ocak’ta Japonya’da, 20 Ocak’ta Güney Kore’de, 21 Ocak’ta Amerika Birleşik Devletleri’nde ve 25 Ocak’ta Avustralya’da görüldü. Kıta Avrupası’nda ise ilk olarak 25 Ocak’ta Fransa’da görüldü. Yine aynı gün Malezya ve Kanada’da Covid-19’un ülkelerinde tespit edildiği bilgisini paylaştı. Bu ülkelerle beraber Asya ülkesi, Çin’in komşusu Nepal ülkede ilk Koronavirüs vakasının tespit edildiğini açıkladı. 29 Ocak’ta Orta Doğu’da ilk vaka Birleşik Arap Emirlikleri’nde görüldü. Yine aynı gün Finlandiya’da da  Koronavirüs tespit edildi. Asya ülkeleri olan Filipinler ve Hindistan ise, 30 Ocak’ta ülkedeki ilk Covid-19 vakalarını ilan etti.

21 Ocak’ta Dünya Sağlık Örgütü, virüsün ilk kez insandan insana bulaştığını duyurdu. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus[3], 23 Ocak’ta gerçekleştirilen toplantıda acil durum komitesinin tüm önerilerine rağmen 2019-nCoV salgınının, uluslararası boyutta endişe verici bir halk sağlığı olmadığını bildirdi.[4] DSÖ Başkanı Tedros, virüsün bildirilmesinden 1 ay sonra 27 Ocak’ta Çin’e gitti. 28 Ocak’ta ise Tedros Adhanom Ghebreyesus ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Pekin’de bir araya geldi. Bu toplantı sonrasında ise Tedros Adhanom ve Şi Cinping, DSÖ’nün uluslararası uzmanlardan oluşan bir heyetin Çin’de inceleme yapması için anlaşmaya vardılar. Bu görüşmenin sonrasında yaşanan önemli olay ise, DSÖ’nün, Koronavirüs salgınıyla ilgili 30 Ocak’ta “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” ilan etmesi oldu. Salgının ilk haftalarında acil bir durum görmeyen DSÖ, salgının giderek diğer ülkelere de sıçraması ve yaşanan ölümler sonrasında geç kalınmış bir karar alarak tüm dünya ülkelerini salgına karşı acil durum ilan ederek uyardı.

Sınırlar Kalkacak Derken Kapanıyor ! :

Acil durum ilanının hemen ardından ise ülkeler bir bir sınır güvenliklerini arttırma yollarına gittiler. Mesela dönemin ABD Başkanı Trump, Çin’e seyahat yasağı getirdi. Başka bir önlem olarak ABD Sağlık Bakanı Alex Azar, hızla yayılan yeni tip Koronavirüsü’nün ABD’de 6 kişide tespit edilmesinin ardından ülke genelinde “kamu sağlığı acil durumu” ilan edildiğini duyurdu. İran’da ilk vakanın görülmesinden sonra hızla artan vakalar sonrası, İran ile sınır kapısı olan ya da hava yolu ile ulaşımı olan tüm ülkeler giriş çıkışları kapattı. Yine Suudi Arabistan tüm hac ve umre ziyaretlerinin iptal edildiğini açıkladı.

Türkiye’de, Bilim Kurulu’nun önerisiyle 5 Şubat’tan itibaren Çin ile tüm uçuşlar durduruldu. Sınır güvenliği alınmasının yanında, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke, Wuhan’daki vatandaşlarını tahliye etti. ABD, Avrupa Birliği ülkeleri, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya, Malezya, Endonezya ve Cezayir vatandaşlarını ilk tahliye eden ülkeler arasındaydı. Ülkeler bunun gibi birçok önlem almasına rağmen 28 Şubat’ta Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü bir açıklama ile Covid-19 için küresel risk seviyesini ‘yüksek’ten ‘çok yüksek’e çıkardı. [5] Bu açıklamadan sonra vakaların görüldüğü ülkelerde maske, eldiven ve sosyal mesafe kuralı gibi birçok önlem daha hayatımıza girmiş oldu. 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü, Koronavirüs salgınının epidemiden pandemiye dönüştüğünü duyurdu. Örgüt, en son 2009’da ortaya çıkan H1N1 virüsü için “pandemi” ilan etmişti.

İlk başta Çin ve çevresini etkileyen bölgesel bir “epidemi[6] olarak algılanan salgının sonraki günlerde Asya sınırlarını aşıp halk sağlığını küresel çapta tehdit etmeye başlamasıyla, dünya virüsle ilgili gelişmelere kilitlendi, salgının kontrol altına alınması ve önlenmesine yönelik tedbirler tüm ülkelerin ana gündemi haline geldi. Belirli bir süre sonra salgının küresel çapta yayılması ile birlikte salgının merkez üstü önce Avrupa’ya kaydı, daha sonraysa Amerika Birleşik Devletleri vaka sayısında dünyada ilk sıraya yerleşti.

Tabi bu arada Çin’de virüsün ilk çıktığı yer olan Wuhan karantina altına alınmıştı bile. Şehre tüm giriş çıkışlar kapatıldı bu da yetmedi sokağa çıkma yasağı uygulandı, insanlar sokağa çıkmasın diye kapılarına kilitler takıldı. Hubey’de, Çin basınından elde edilen bilgilere göre karantina altına alınan şehirlerin sayısı 13’e çıkarak, bu durum 30 milyondan fazla kişinin hayatını etkiledi. Neredeyse 1,5 milyar insanın yaşadığı bir ülkede her ne kadar küçük bir rakam gibi gözükse de bu sayı, salgının ilerleyen dönemlerinde başta Çin olmak üzere, doğrudan ve ya dolaylı olarak tüm dünyayı etkileyerek insanların yaşama şekillerini ve alışkanlıklarını değiştirmelerine sebep olmuştur.

Kısaca Türkiye’ye de değinecek olursak eğer, 10 Ocak 2020 tarihinde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın çeşitli bürokratlarla yaptığı toplantı sonrasında salgınla mücadeleye yönelik  Koronavirüs Bilim Kurulu oluşturulması kararlaştırıldı. 24 Ocak’ta Sağlık Bakanlığı havaalanlarına termal kameralar kurdu ve Çin‘den gelen yolcuları ilave taramalara tabi tutmaya başladı. Gösterimler daha sonra, çok sayıda onaylanmış vaka bildiren ülkeleri içerecek şekilde genişletildi. Havaalanlarındaki diğer tedbirler arasında kızılötesi taramalar, tüm gümrük kapılarının dezenfeksiyonu, ücretsiz maske ve talimat broşürleri dağıtılması yer aldı. 31 Ocak tarihinde Türkiye, 34 Türk vatandaşını ve yedi Azeri, yedi Gürcü ve bir Arnavut  vatandaşını Wuhan‘dan almak için bir uçak gönderdi. Bu süreçte ayrıca Çin, yıllık 150 milyon maske üretiminin yanı sıra Türkiye’den 200 milyon maske sipariş etti.

29 Şubat’ta ise Türkiye; İtalyaGüney Kore ve Irak ile uçuşların karşılıklı olarak durdurulduğunu açıkladı. En sonunda, kapımızda kol gezen Koronavirüs, 11 Mart tarihinde, Avrupa seyahati sırasında virüse yakalanan bir Türk erkeğin ülkeye döndükten sonra hastalığın belirtilerini göstermesi ile ilk vaka Türkiye’de ortaya çıktı. Hemen ardından 12 Mart’ta Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, haftalık ders programlarının yapılandırılarak, EBA, internet ve TRT ile televizyondan gerekli telafi eğitim desteği sunulacağını, eğitimin aksamaması için tedbirlerin alındığını söyledi. Ayrıca üniversiteler ilk olarak 3 haftalık tatile girmesinin ardından dönem boyunca online eğitime geçildi. 10 Nisan gecesi ise, İçişleri Bakanlığı’nın yaptığı bildiri ile 11-12 Nisan tarihlerinde 30 Büyükşehir ve Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı.

Bu süreç büyük bir titizlikle Haziran 2020’nin ilk günlerine kadar devam ederken bu tarihten sonra çoğu Avrupa ve Amerika kıtası ülkeleri kısıtlamaların yarattığı ekonomik ve günlük hayatta ki olumsuzluklar gibi nedenlerden dolayı kısıtlamaları kaldırma veya gevşetme kararı aldılar. Sonrasında ise Koronavirüs’ün kaynağı ile ilgili araştırmalar yeni düzen hakkında tartışmalar başladı. Özellikle ABD ile Çin arasında ki gerilim Koronavirüsün kaynağı üzerinden yapılan tartışmalar sonunda daha da arttı. Dönemin ABD Başkanı Trump’ın Koronavirüs için ‘’Çin Gribi’’ demesi olayı daha da alevlendirdi. Bu olaydan önce Nisan aylarından itibaren, salgının ABD’de hızla yayıldığı ve can aldığı bir zamanda Trump DSÖ’ye karşı savaş ilan etti. [7] Nedeni ise DSÖ’nün Çin odaklı çalışması ve karar almasıydı. İlk alevlenme Trump’ın, 7 Nisan’da Twitter hesabından attığı bir tweet ile başladı.

Söz konusu mesajda, “DSÖ, bu defa gerçekten patladı. Fonunu büyük oranda ABD sağlıyor ama bu örgüt nedense hala Çin odaklı. Bu konuyla ilgileneceğiz. Neyse ki Çin’e sınırların açık tutulması tavsiyelerini kabul etmedim. Neden bize bu kadar hatalı bir tavsiye verdiler?” dedi. Yine aynı gün ki basın toplantısında Trump, ABD’nin Çin’e göre kuruluşa daha çok fon sağlamasına rağmen DSÖ’nün Çin merkezli hareket ettiğini söyleyerek, “DSÖ’nün işleyişine bir bakacağız. Ancak DSÖ’ye sağladığımız fonları büyük oranda askıya alacağız.” dedi. [8] Yine aynı toplantıda Trump, bir gazetecinin “DSÖ Çin odaklı derken neyi kastediyorsunuz?” sorusuna cevaben “Önce Çin’e sınırlarımızı kapatmamamızı söylediler. Vuhan’da olanları görmeleri gerekirdi. Görmüş de olmalılar ama bunları bildirmediler.” dedi. Trump’ın bu açıklamalarından sonra 8 Nisan 2020’de DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Trump’ı eleştirerek (isim vermeden), “Bu virüsü politize etmeyin. Daha fazla ceset torbası görmek istiyorsanız siyasete alet etmeye devam edebilirsiniz.” açıklamasında bulundu.

Trump ise aynı günkü basın toplantısında, Ghebreyesus’un söylemine karşı,”Çin ile ilişkilerine baktığım da DSÖ’nün virüsü siyasileştirmekten bahsettiğine inanmıyorum. Bize ceset torbalarından bahsediyorlar. DSÖ bize doğru analizleri yapsaydı insanlarımıza daha iyi bir hizmet verirdik.” diyerek sert bir şekilde cevap verdi. Asıl açıklama ise 14 Nisan’da geldi. Trump, örgütün adeta Çin için çalıştığını ileri sürerek, “Bugün yönetimime, Dünya Sağlık Örgütüne sağladığımız fonu durdurma talimatı veriyorum. Herkes orada neler döndüğünü biliyor.” diyerek hem DSÖ’ye karşı hem de Çin’e karşı açıkça tek başına bir savaş başlatmıştı. Bu açıklamanın hemen bir gün sonrasında, 15 Nisan’da yine Beyaz Saray’da kameraların karşısına geçen Trump, “Neler olduğunu anlamamız uzun zaman aldı. Ancak, DSÖ’nün neler olduğunu bildiğine dair içimde bir his var. DSÖ, ülkelerin sınırlarını virüse karşı korumakta başarısız oldu. Bu büyük bir hataydı. Belki de bir hata değildi ve DSÖ birçok şeyi biliyordu.” diyerek işin içinde başka bir takım olayların döndüğüne dair sezgilerinden bahsediyordu.[9]

Aşı İçin Küresel Yarış:

Photo by Thirdman

Bu savaşın başlaması ile birlikte ülkeler ve şirketler aşı geliştirme yarışı içerisine girerek adeta krizi fırsata çevirmek istercesine zamanla yarışıyorlardı. Bu yarış salgını bitirmek için olduğu kadar, ekonomik gerekçeleri de içinde barındırıyordu. Sonuçta salgının başlamasından beri bu durumdan olumsuz bir şekilde etkilenen ulus devletler ve halkları, aşının bulunup piyasaya sürülmesi için gün sayıyorlardı. İnsanlar kurtuluş yolu olarak gördükleri bu aşıya mecbur kalarak (bırakılarak) talep edecekler ve ilaç şirketlerinin kasası dolacaktı. Trump, bu süreci çok iyi görerek Amerikan ilaç devi Pfizer [10] ve Alman ilaç şirketi BionTech’in ortak aşı çalışmalarına hız vermesi için şirketlere yüklü miktarlarda fon sağladı. Çünkü ABD’de yapılacak olan seçimler öncesinde piyasaya sürülecek olan bir aşı, Trump’ın seçimlerde oyunun yükselmesinin yanında Pfizer ve Moderna gibi Amerikan ilaç devlerinin kasasına da tahmini olarak en az 32 milyar dolar girmesini sağlayacaktı.

Aşı çalışmalarına bu kadar önem veren Trump’ın seçimler sonrası ise hedef tahtasında yine bu şirketler vardı. Dönemin ABD Başkanı Trump’ın, Beyaz Saray’da reçeteli ilaç fiyatlarının düşürülmesi konusunda [11]  yaptıkları çalışmalarını anlatacağı bir basın toplantısında Pfizer ve diğer ilaç şirketlerinin Covid-19 aşı çalışmalarına ilişkin verileri seçimler sonuçlanana kadar yayınlamamakla suçladı. Trump, “Pfizer ve diğerleri aşı için bekledi. Ben başkan olmasaydım, 4 yıl daha bu şirketler aşı geliştiremezdi. Pfizer ve diğerleri aşı çalışmalarının sonucu için bekledi, bekledi , bekledi ve seçimlerden birkaç gün sonra açıklama yaptı” dedi.

[12] Trump, aslında bu aşıların sonucunun Ekim ayında yayınlanabilecekken ilaç fiyatlarını düşürmek istemesi nedeniyle firmaların da tepki olarak (istenmeyen adam) seçimlere kadar aşı sonuçlarını açıklamadığını ileri sürdü. Hatta seçimler öncesinde ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) hakkında; “FDA’da ki derin devlet ya da her kimlerse, aşıların ve tedavi yöntemlerinin insanlarda denenmesini ilaç şirketleri için oldukça zorlaştırıyorlar. Açıkça görülüyor ki yanıtları 3 Kasım’dan sonrasına kadar ertelemeyi umuyorlar.” demesi ve ABD ana akım medyasının bu ifadelerden sonra Trump’a daha şiddetli saldırmasını birleştirirsek akıllarda soru işareti bırakıyor.

  1. COVİD-19 DÖNEMİ DİJİTALLEŞME SÜRECİ VE DİJİTALİZM
toplum 5.0 siber iletişim çağı olacak

Photo by Markus Spiske

Covid-19’un ortaya çıkması ile birlikte hayatımızda birçok şey bir anda değişmiş ve değişmeye de devam etmektedir. İnsanlar artık bazı alışkanlıklarını ve yaşam şekillerini değiştirmek zorunda kalarak ‘’ yeni normal ‘’e adapte olmaktadırlar. Örneğin, ülkemizde daha bir sene öncesine kadar okullarda yüz yüze eğitim yapılırken şuan çeşitli programlar aracılığı ile online eğitim yapılmaktadır. Bundan bir sene önce hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir olguyu şuan tüm insanlar (öğretmenler ve öğrenciler haricinde de) sanki insanlığın ilk zamanlarından beri var olan bir olguymuş gibi kabullenip şartlara göre kendini adapte etmiş gibi görünüyor. Yine başka bir durum ise iş yerleri için geçerli. Ekonominin, paranın varlığının önemi su götürmez bir gerçek. Neo-liberal bir dünya da hele de şehirlerde yaşayan insanlar için bir ay bile çalışamamak hayatını alt üst yetmeye yeterli bir durum.

Böyle bir durumda hem iş yerleri hem de çalışanlar gelirlerinden olmamak için evden çalışma (home-office) şartlarına uyum sağlamışlardır. Zaman zaman iş yerleri normal düzene dönseler bile bir takım meslek gruplarında çalışanlar için home-office tarzı çalışma şekli hem patronlar tarafından hem de çalışanlar tarafından ilgi çekici olmakta. Bu durum özellikle İstanbul gibi kalabalık ve metropolitan şehirlerde daha sık tercih edilir hale geldi. Pandemi öncesinde yok denilecek kadar az rastlanan bu çalışma şekline Covid-19 sürecinde sıklıkla rastlamaya başladık.

Elbette yukarıda bahsetmiş olduğumuz birkaç örneğin başarılabilmesinde ve hızlı bir şekilde dönüşümün gerçekleşebilmesinde en etkili faktör hiç şüphesiz teknolojinin gelişmesidir. Dünya, insanlık tarihi boyunca birçok salgın görmesine rağmen teknolojinin getirdiği olanaklardan hiç bu kadar faydalanmamıştır. Acaba 1920 yılında ortaya çıkan İspanyol Gribi zamanında öğrenciler evlerinde otururken dersleri ile ilgili bir şeyler öğrenebilmişler midir? Ya da bir araba fabrikasının müdürü işlerini evinden devam ettirebilmiş midir? Elbette istisnalar haricinde bunun cevabı hayırdır. Tek bir tuşla dünya üzerinde ki birçok işimizi yapabilme imkanına sahip olduğumuz günümüzde neo-liberal politikalara geçiş ile birlikte küreselleşmenin hızla artması, ülkelerin birbirlerine daha bağlı hale gelmesi, üretimin ve tüketimin teşvik edilmesi, ticaretin artması ve Pazar ekonomisinde rekabet faktörünün etkisiyle hızın, zamanın ve karlılığın (maliyet) öneminden dolayı tüm teknolojik imkanlardan yararlanma isteği insanlığı dijitalleşmeye itmiştir.

Bu dijitalleşme ister ekonomi ister finans ister yönetim isterse de günlük yaşam alanında olsun getirdiği kolaylıklardan dolayı hayatımızda vazgeçilmez bir yer edinmiştir. Hal böyle olunca tüm sistemler buna göre dönüşmeye başlamış bilgisayar kullanımı artmış, akıllı telefonlar cebimize girmeye başlamış, internet altyapıları gelişmiş, network ağları kurulmuş ve birçok alanda çeşitli programlar ortaya çıkmıştır.

Dijitalleşmenin Tanımı:

Peki nedir bu dijitalleşme? Dijitalleşmenin her sektör, alan ve kullanım yerine göre farklı anlamları bulunmaktadır. Örneğin dijitalleşme; ‘’ulaşılabilir bilgilerin ve var olan kaynaklarınızın (örneğin dokümanlarınız, dosyalarınız, süreçleriniz) bir bilgisayar tarafından okunabilecek şekilde dijital ortama aktarılması sürecine verilen addır.’’[13] diye bir tanım yapabiliriz.

Başka bir tanım ise; ‘’gerçek bilgilerin, bir fiziksel yere bağlı olmayan bir biçimde sunulmasıdır.’’[14] Yine başka bir tanıma göre ise; ‘’herhangi bir bilginin analog formattan dijital formata dönüştürülmesi’’anlamına gelir.[15] Görüldüğü üzere birbirine benzeyen birçok tanım olmakla birlikte dijitalleşme; ‘’ var olan bilginin ve ileride oluşturulması muhtemel ve gerekli bilgilerin kolay,hızlı ve maliyeti düşük bir şekilde elde edilebilmesi için teknolojinin sağlamış olduğu imkanlar kullanılarak bilginin veri tabanlarına işlenme sürecidir.’’ diye tanımlayabiliriz.

Dijitalleşmeden bahsetmişken dijitalleşme hakkında örnek vermede yarar var. Günlük hayatın içerisinde hayatın her alanında dijitalleşmenin bizlere sağladığı geniş olanakları ve  kolaylıkları deneyimleyerek görüyoruz. Dijital dönüşümü hayatımızın her alanında kullanıyoruz; evde, markette, kırtasiyede, iş yerinde, seyahatlerde, alışverişlerden tutun sağlık alanına kadar her alanda kullanabiliyoruz. Bununla ilgili bir örnek verecek olursak; Bir şehrin halk otobüslerini düşünün. Daha bundan on yıl öncesine kadar ya nakit para ya da kağıt bilet alarak binebiliyorduk.

Dijitalleşmenin yayılması ile şimdi her şehre özel otobüs kartları ve sistemleri ortaya çıktı. Bu otobüs kartlarının içine bir miktar para yükleyip cihaza okutarak daha hızlı ve kolay bir şekilde yolculuk yapabiliyoruz. Yine otobüs örneği üzerinden gidecek olursak dijitalleşme sayesinde her otobüste mevcut olan dijital mekanizma imkanı  sağlandıktan sonra ; otobüse kaç yolcu bindiğini, otobüsün plakasını, otobüsün şoförünü (özellikle şikayet konusunda etkin bir mesele), otobüse binen yolcunun saat kaçta,hangi durakta ve hangi tür kartla bindiğini, otobüsün kalkış saatlerini ve geçeceği durakları öğrenerek hayatımızı kolaylaştırabiliyoruz. Bu tarz soruları daha da arttırabiliriz.

toplum 5.0 da siber uzay

Photo by Pixabay

Dijitalleşmen dünyasına etkileri:

Peki, dijitalleşme iş dünyasını nasıl etkiliyor? Söz konusu iş dünyası olduğunda dijitalleşme birçok konuda iş dünyasını etkiliyor. Mesela hibrit çalışma. Dijitalleşme sayesinde çalışanlar artık ofiste çalışmak zorunda kalmıyorlar. Özellikle Covid-19 pandemi sürecinde, teknolojinin getirdiği olanaklardan faydalanarak çalışanlar nasıl, nerede ve ne zaman çalışacaklarını seçebilir hale geldiler. Sonuçta veri ve bilgiler dijital formatlara kolayca dönüştürülebildiğinden dolayı, dijital platformlarda depolanabiliyor ve mobil cihazlar ya da bilgisayarlardan olsun her an, her yerden erişilebiliyor. Bu sayede çalışanlar esnek çalışma saatleri oluşturarak çalışma saatlerini kişiselleştirebiliyorlar. Şirketlerde yine teknolojinin getirdiği olanaklar sayesinde çalışanlar nerde çalışırsa çalışsın veri güvenliği sağlamak için çalışan izleme, uç nokta güvenliği ve envanter yönetimini bir arada sağlayan programlar sayesinde sanki ofis ortamındaymış gibi personellerini izleyebiliyorlar.

 

Dijitalleşmenin iş dünyasına diğer bir katkısı ise, yenilik anlamındadır. Dijitalleşme, sadece verilerin analog formattan ya da platformdan elektronik platforma aktarılması değil, aynı zamanda bu elektronik platformların etkin ve verimli bir şekilde kullanılmaları için yeni yollar, alternatifler ve çözümlerin bulunmasını da içeriyor. Dijitalleşme sayesinde, iş dünyasının her alanına uygulanabilecek pek çok yeni ve yenilikçi imkanlar mevcuttur. Bu sayede işletmeler yeni fikirler geliştirebilmeyi, daha geniş kitlelere daha az sürede daha az maliyetli şekilde ulaşabilmeyi ve müşterilere daha iyi hizmet etmeyi mümkün kılıyor. Piyasa ekonomisin rekabet ortamı elbette bu olgunun temel dinamiği. Ayrıca dijitalleşme, birçok yeni iş modelinin ortaya çıkmasını ve var olanların geliştirilmesini sağladı. Ancak dijitalleşmenin etkileri sadece bunlarla sınırlı değil. Burada bahsetmediğimiz birçok etkileri bulunmaktadır.

Dijitalleşme’de Yapay Zeka:

toplum 5.0 da uzay ile nesnesel iletişiim

Photo by Markus Spiske

Diğer bir konu ise, yapay zeka. Bitmek bilmeyen tartışmalar uzun süredir var olsa da bu konuda, 21. Yüzyılın başından beri ve özellikle içinde bulunduğumuz şu dönemde önemli ölçüde günlük hayatımızda duymaya başladık. Bazı film yapımcıları, teknoloji şirketi sahipleri ya da CEO’ları ve biliminsanları yapay zeka hakkında kötü senaryolar yazıp çizerken, The Boston Consulting Group (BCG) danışmanlık firması ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Sloan Yönetim Okulu’nun yürüttüğü bir araştırmanın sonuçları bu durumun aksini gösteriyor. Araştırmaya göre yöneticilerin; üçte biri, yapay zekanın işletmelerine yeni iş alanları yaratacağına ve %85’e yakını ise rekabet avantajı elde etmelerini veya var olan avantajı sürdürmelerini sağlayacağına inanıyor.

[16] Yapay zeka, halihazırda iş dünyasını çoktan belli bir dereceye kadar değiştirmiş bir halde. Türkiye’de de pek çok yerde örneğine şahit olduğumuz halde, ABD ve Avrupa’da daha ileri durumlar görülebilmektedir. İşletmeler yapay zekayı, iş akışını ve bazı faaliyetlerini otomatikleştirmek için kullanmaya başladılar bile. Bu iş akışı ve faaliyetlere; veri analizi yapmak, algoritmalar oluşturmak, şirket ve müşteriler arasındaki iletişimi geliştirmeyi örnek olarak verebiliriz.

Dijitalleşme’de İletişimin Yeri:

Son olarak ise iletişim konusuna değinelim. İletişim yaşantımızın olmazsa olmaz diyebileceğimiz önemli öznelerden biridir. İletişim sadece insanlar arasında konuşarak bir takım sorunlarımızı çözmede ya da derdimizi paylaşmak için kullanılmaz. Şirketlerinde güçlü bir iletişim ağına sahip olmaları gerekir çünkü şirketleri etkileyen birçok faktörden her an her şekilde haberdar olmaları gerekir. Eğer güçlü bir iletişim ağına sahip değilse şirketler, gelişemezler ve doğru ürün ya da hizmet geliştiremezler. İletişimin güçlü ve sağlıklı olmaması taraflar arasında yanlış anlaşılmalara ve çatışmalara yol açabilir hatta açacaktır! Dijitalleşme, çalışanlar ve yönetim arasında, işletme ve müşteriler arasında ve çalışan-çalışan arasındaki iletişimin sağlanması için şirketlere bir çok imkan sunar. Bu imkanlar bilginin sorunsuz bir şekilde aktarılmasını sağlar. Buna örnek olarak Zoom gibi çevrimiçi sesli ve görüntülü çağrı platformları gösterilebiliriz. Bu yüzden küreselleşen dünya da iş dünyasında tutunabilmek ve rekabet edebilmek için dijitalleşme iş dünyası için şart olmuştur.

 

İş dünyasında dijitalleşme ile ilgili son bir istatistik verecek olursak eğer, RİCOH adlı bir şirket dijitalleşme kavram ile ilgili bir araştırma yapmıştır. Bu araştırma Almanya’da yapılmış olup 1600 KOBİ’ye dijitalleşme kelimesinden ne anladıkları ve şirketler için ne anlama geldiği sorusu yöneltilmiştir. Araştırma sonucunda; 86%’sı dijitalleşme ile şirketlerin esnek hale gelmesi ve piyasaya daha da hızlı uyum sağlayabileceklerini, 70%’i dijitalleşme ile birlikte teknoloji standartlarının artması ve bundan dolayı şirketin sağlıklı büyüyeceğini, 64%’ü dijitalleşme ile üretilen bilgileri analiz etmek ve bundan dolayı yeni piyasalara yönelebileceklerini, 62%’si  dijitalleşme ile birlikte çalışanları olumlu etkileyeceklerini,  52%’si ise  şirketlerin dijitalleşmeye 5 sene içinde yatırım yaptıklarında  bulundukları piyasalarda tutunamayacaklarını belirttiler.[17]

Görüldüğü gibi KOBİ’ler dijitalleşme kavramını farklı farklı değerlendirmektedir. Dijitalleşme kavramını anlayabilmek için bu kavramın modern dünyanın, zamanın ve işletmelerin temel bir öğesi olduğunu bilmemiz ve kabullenmemiz gerekir. Kullandığımız elektrik, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olduktan sonra dünya üzerinde dijitalizme geçişte en büyük etken olarak görülmektedir.

Dijitalleşme ile ilgili yaptığımız tanım, verdiğimiz örnek ve iş dünyasına etkilerinden sonra dijitalizme de değinmek gerekir. Eğer dijitalleşmeyi bir süreç olarak ele alırsal dijitalizm bir inanç ya da felsefe akımı mıdır? Ya da bir düşünce akımı mıdır? Sonunda ‘’ ızm ‘’ olan bu kelimeyi bu tarz bir kategorilendirme içine sokabilir miyiz? Bunun cevabı aslında dijitalizmin tanımında ve dijitalleşme kavramı ile yakından ilişkilidir.

Dijitalizm hayatımıza 20. Yüzyılın sonlarında ve 21. Yüzyılın başlarında girmiş bir kavramdır. Bu yüzden de ifade ettiği anlam bakımından üzerinde tam bir uzlaşma sağlanamamış bir kavram olmakla beraber kimi kesimlerce ifade ettiği anlam bile netlik kazanamamıştır. Ülkemizde üzerinde pek çalışılmayan bir kavram olduğu için halk arasında ‘’havada kalmak’’ diye tabir edilen bir sözcüktür bakıldığı zaman.

O yüzden de burada dijitalizmi şu şekilde ifade edebiliriz; ‘’ dijitalleşmeyi hayatın her alanına yayan ve buna göre de insan hayatını dönüştüren, gelecekte ki dünya düzenini belirleyecek sistemsel dönüşüm fikirlerinin ve eylemlerinin bütünüdür.’’. Yani kısacası ‘’bugünümüz ve yarınımızdır.’’ Dijitalizm, hayatımızın her alanına müdahale eden bir akımdır. Bu müdahale veri, internet ve dijital ürünler biçiminde karşımıza çıkabilmektedir. Bu karşı konulamaz ve kaçınılmaz değişimi gelişmiş ülkelerden tutun daha az gelişmiş ülkelere kadar tüm ulus devletler ve halkları deneyimleyecektir. Yani ıssız bir adada yaşamayan hiç kimse dijitalleşmeden kaçamaz.

Covid-19 ve Dijitalleşme Çağı İle Hayatımıza Giren Etkenler:

Photo by Miguel

İnsan hayatını dönüştürecek olan fikirler ve eylemler bütünü bugün Covid-19 ile birlikte hayatımızdan hiç çıkmayacak şekilde girmiştir. İnsanlar pandemi sürecinde hastalıktan korunmak ve aynı zamanda ekonomik, sosyal olarak hayatlarına devam edebilmek için teknolojik yenilikleri hiç olmadığı kadar etkin kullanmaya başlamışlardır. Örneğin ülkemizden örnek verecek olursak eğer, Getir adlı şirket pandemi öncesinde sadece İstanbul’da hizmet verirken pandemi sırasında gelirlerinde ki artış sonrası Türkiye’nin tüm illerinde hizmet vermekle kalmamış, yurtdışına açılarak İngiltere’de de faaliyet göstermeye başlamıştır. Yine Yemek Sepeti uygulamasına bakacak olursak 2019 yılında pandemiden önce 3,2 milyon yeni üye kazanarak 14 milyona ulaşan aktif üye sayısı ile beraber 19.500 tane tekil restoranda uygulamaya katılmıştır. 2020 yılında, yani pandemi sürecinde ise 5,3 milyon yeni üye kazanarak aktif üye yasını 19,5 milyon üyeye çıkarmasının yanında 32,437 tane tekil restoranda uygulamaya katılmıştır.

[18] Yine aynı şekilde herhangi bir yasal mevzuatı olmamasına rağmen, para transferi takip edilememesine ve yurtdışına para transferi yapıldığı bilinmesine rağmen, krizleri fırsata çevirmesini iyi bilen spekülasyoncular tarafından ve onların kukla bilim adamları tarafından ‘’virüs paradan da bulaşıyor’’ denilerek kripto para birimi olan Bitcoin’in 2019’da 7.196$ olan fiyatı 2020’yi 29.000$ ile kapattı. Hem de bu alanda dolandırıcılığın %8,616 oranında artmasına rağmen. İşte tüm bu olup bitenler dijital dünyanın getirdiği fırsatlar ve kolaylıklar sayesinde olmuştur.

 

                           3.YENİ DÜZEN: ‘’ŞİRKETOGRASİ’’

Aslında ‘’Şirketograsi’’ kelimesi dijitalizmden ayrı düşünülemeyecek bir kavramdır. Tıpkı günümüzde liberalizm ve demokrasinin iç içe girmesi gibi şirketograsi ve dijitalizm de iç içe geçmiş olup bu kavramı açıklarken ve aşağıda bu kavramı açarken sık sık birlikte kullanılmalarının yanında birbirlerine etkilerine de değinilecektir. Şirketograsi, dijitalizm kavramından ayrı düşünülemediği gibi ekonomik alanda neo-liberalizmden, yönetim alanında yönetişimden, düşünce alanında post-modernizmden de ayrılamayan ve onlarla iç içe geçmiş bir kavramdır. Yani şirketograsi; ‘’ulus devletlerin neo-liberal ekonomik politikalara yönelmesi ile birlikte artan yönetişim  söylemleri sonrası daha etkili ve verimli olabilmek için dijitalleşmeye uyum sağlayarak post-modern dönemin getirmiş olduğu ‘’bilgi güçtür’’ felsefesine en iyi ve çabuk şekilde adapte olmuş şirketlerin ulus devletleri saf dışı bırakarak sosyal, ekonomik, siyasi ve birçok alanda söz sahibi olmasını ifade eder.’’

Photo by energepic.com

Peki yukarıda bahsetmiş olduğumuz Covid-19’un çıkış süreci ve gelişimi, dijitalizm ve şirketograsinin kesişimi hangi noktada oluyor? Hiçbir bilimsel makale okumayan, istatistikleri ve verileri takip etmeyen, devlet başkanlarının ve küresel aktörlerin söylemlerini dikkate almayan bir insanın bile sadece akşam işten geldikten sonra Tv’nin karşısında dinlediği haberlerde gördüklerini ve duyduklarını mantık süzgecinden geçirmesi bile bu sorunun cevabını veriyor bizlere.

Küresel düzen baş aktörlüğünün ABD’den Çin’e doğru kaydığını birçok uluslararası ilişkiler uzmanı ve stratejist bilimsel makalelerde dile getirmiştir. Özellikle 1990 yıllardan sonra Çin’in her alanda ki durdurulamaz gelişimi ve Çin’in dışa açık bir ekonomi haline geldiğinden beri küresel şirketlerin cazibe merkezi haline gelmesi aktör değişiminde ki önemli sebeplerden biridir. Ayrıca ABD içinde ki, ‘’derin devlet’’ diye tabir edebileceğimiz CIA ve Pentagon arasında ki güç savaşı ve ayrışmalar yeni küresel düzenin merkezinin Çin’e kaymasında diğer etkili sebeplerden birisidir.

Özellikle eski ABD Başkanı Trump’ın söylem ve icraatlarına baktığımız zaman, küresel oligark çeteye ve Çin’e açtığı savaşı net bir şekilde görebiliriz. Hatta Trump’ın Kongre baskınına neden olmasının perde arkasında bu bahsetmiş olduğumuz aktörlerin parmağı olduğuna dair birçok söylenti vardır. [19] Her ne kadar Trump davadan aklansa da sosyal medya platformları üzerinden verdiği mesajlarla gelecek seçimlere tekrar aday olacağının sinyalini vermiştir. Ama bu savaşın hemen bitmeyeceği kesin olduğu gibi küresel oligark çetenin Trump’ı, ‘’seçimlere müdahale’’ ve ‘’vergi usulsüzlüğü’’ gibi nedenlerle tekrardan yargılamaya çalışacakları ihtimal dahilindedir. Hem de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın ‘’ Tarzı yanlış olsa bile Trump’ın, Çin’e yaklaşımı doğruydu.’’ itirafına rağmen. Şuan da ABD’de 14 Cumhuriyetçi eyalette her türlü kısıtlamanın kalkması ve Cumhuriyetçi Texas Valisi Greg Abbott’un; ‘’ Koronavirüs bir bahane. Küçük esnaflar battı ve çoğu da batmak üzere’’ dedikten sonra maske zorunluluğu dahil tüm kısıtlamaları kaldırması akıllara dünya düzeninin merkezinin Çin’e kayarken bir anda Koronavirüs’ün ortaya çıkması hakkında soru işaretleri getirdi.

Covid-19’un Yayılmasında Olası İşbirliği:

Nedir bu soru işaretleri? Öncelikle akla ilk gelen soru DSÖ’nün söylemleri ve Çin’in, DSÖ ile işbirliği içinde olup olmadığı. Yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi DSÖ, salgının başlangıcında virüsü önemsiz görerek ( ki hatırlarsanız Çin’de hastaneler dolup taşmış, birçok hastane inşaatı 2 hafta içerisinde tamamlanmış ve birçok insan sokaklarda bayılıp düşmüş, krizlere girmişti.)

[20] Gerekli önlemleri almaması ve devletleri uyarmaması, sınır kapılarını kapatma kararı alan ülkelere çağrıda bulunarak ‘’Sınır kapılarınızı Çin’e kapatmayın’’ demesi, Çin’e giden DSÖ ekiplerinin, tamamen Çin İstihbaratı gözetiminde Çin Hükümeti’nin izin verdiği yerlerde araştırma yapmasına ses çıkarmayarak kabul etmesi [21] gibi nedenlerden dolayı DSÖ’yü ‘’Çin’in kara kutusu’’ diye nitelendiren ülkelerin sayısı giderek artmaktadır. Çin’e giden DSÖ ekibinin; ‘’ Çin gerekli ham bilgileri vermiyor demesi’’ ve bunun üzerine DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus’in bu serzenişe kayıtsız kalarak ekibin hazırladığı raporu DSÖ’nün açıklanmasından önce; ‘’Ekibimizin Wuhan’da yapmış olduğu incelemenin özet raporu bir hafta içerisinde yayınlanacak.

Ama bu raporda Covid-19 ile ilgili her sorunun yanıtı olmayacak’’ demesi üzerine halk arasında, ‘’dostlar alışverişte görsün’’ tabiri ile anlatılan bu durum, Çin ile DSÖ arasında ki bağlantıyı Trump’ı haklı çıkaracak derecede güçlendirmektedir. Ayrıca raporun ‘’dostlar alışverişte görsün’’ tarzında hazırlandığının kanıtı olarak ekibin,Wuhan Viroloji Enstitüsü’nde sadece 2 saat ve izin verilen yer ve bilgisayarlarda araştırma yapması, hastanelerde ise sadece 1 saat araştırma yapılması ve bunlara dayanarak araştırma sonucunda; ‘’Virüsün Wuhan’da ki canlı hayvan pazarından ya da Enstitü’den çıktığına dair kanıt bulunamamıştır’’ denmesini gösterebiliriz. Bu trajikomik incelemenin ve raporun tüm dünyaya yutturulması elbette beklenemez. Bu araştırmanın yapılmasının sebebi ise ABD’nin DSÖ üzerinde ki artan baskısı ve Twitter’da açılan bir takım hashtaglerdir. Ekip Wuhan’a gittikten sonra ise Çin’de sosyal medya üzerinden başlayan ‘’American’s Ft. Detrick’’ hashtagi ve bu olaydan önce ise Çin Dışişleri Sözcüsünün, Fort Detrick [22]hakkında DSÖ’den soruşturma yapmasını istemesi, arı kovanına çomak sokan ABD’nin, arılar tarafından korkutulmaya çalışılmasının en güzel örneğidir!

Bu raporun tersine kimi ilaç şirketleri ve önemli görevlerde bulunmuş kişilerin söylemlerine ve makalelerine de bakmakta yarar vardır. Örneğin dünyaca ünlü Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cristian Perronne ; ‘’ Koronavirüs büyük bir hezeyandır, siyasi ve ekonomik nedenlerle örgütlenmiş bir korku fırtınasıdır. Büyük ilaç firmaları ve onların etkisinde kalan siyasiler tarafından araçsallaştırılmıştır.’’ dedi. Bu duruma en güzel örnek ise ABD başkanlık seçimlerinde Joe Biden’ın ekibinin ilaç şirketleri ile anlaşma yaptıklarını kabul etmesidir.

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere Trump’ın ilaç şirketlerini desteklememesi ve ilaç şirketlerinin gelirini düşürecek şekilde politikalar yürütmesi, Biden’ın bu şirketlerin desteğini almasını sağladı. Hatta, Biden’ın seçim vaatlerinden biriside ‘’ 100 günde 100 milyon doz aşı’’idi. Biden seçimi kazandıktan sonra ise, FDA’nın Johnson&Johnson şirketinin ürettiği aşıyı onaylaması, Pfizer ve BionTech firmasının birlikte ürettikleri aşının açıklanması ve bunların ürettikleri aşıların göstereceği yan etkilerden dolayı bu firmaların yanı sıra FDA’ya da dava açılamayacağı, 1,9 trilyon dolarlık korona ile mücadele paketinin Kongre’de onaylanması (bu tutarın çok büyük bir kısmı aşı üreten firmaların kasasına gidecek)[23]  Cristian Perronne’nin açıklamasını haklı kılar bir durumda.

Diğer bir önemli açıklama ise Amerikan Ordusunda 29 yıl Tıbbi Araştırmacı olarak görev yapan emekli Albay Lawrence Sellin’in yazdığı makalede ki belirttiği konulardır.[24] Sellin makalede, Koronavirüs’ün yarasadan ya da başka bir hayvandan bulaştığına dair bir kanıtın olmadığını, üretilmiş bir virüs olduğunu söylemektedir.

Diğer bir önemli açıklama ise, 2019 yılında DSÖ’nün Uzman Danışma Komitesi üyesi ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nda üst düzey görevler almış Jamie Metzl; ‘’ Koronavirüs Wuhan Viroloji Enstitüsü’nden sızmıştır. Ancak Trump olayı siyasallaştırınca konu sulandı’’ demiştir. Yine bir başka ve en önemli örnek ise,  The İndependent Gazetesi Yazarı Steve Connor’un 2013 yılında yapmış olduğu bir haberde gizli. Bu haberde; insan gribi ile kuş gribinin birleştirilmesi ile oluşan yeni bir virüsün oluşturulmasından dolayı bilim insanlarının endişesine değiniliyor. Eğer bu virüsün olası bir kazada laboratuardan çıkması sonucunda tüm dünyayı etkileyecek bir salgın meydana geleceğinden dolayı Çinli bilim insanlarını uyarıyor. [25] Görüldüğü gibi birçok bilimsel eserde belirtilmesi ve Çin’in tüm araştırma girişimlerine karşı direnmesi virüsün laboratuar üretimi olduğu ihtimalini güçlendiriyor.

Küresel Etken Olarak Çin ve Çevresi:

Peki, Çin ve küresel oligark çete için bu virüs neden önemli? Bu sorunun cevabı aslında Çin’in pandemi süreci ile birlikte, mevcut ve alternatif rakiplerini saf dışı bırakarak dünya üzerinde hegemonyasını kurmak istemesidir.

[26] Unutmayın ki pandemi sürecinde tüm ulus devletler bezden maske yaparken Çin, 5G istasyonları yaptı.Bunun yanında diğer bir sebepte, küresel şirketlerin ulus devletler ve halklarını, sağlık/ilaç, tarım/gıda, telekomünikasyon ve yazılım gibi alanlarda sömürmek istemesi (özellikle son iki konu dijitalleşmenin vazgeçilmez bir gerçek olduğu günümüz dünyasında insanlığı küresel şirketlere daha bağımlı hale getiriyor) ve bu alanlarda tekelleşerek ulus devletleri zayıflatmak istemesidir. İşte şirketograsinin bizlerden götüreceği şey budur. Ulus devletler ekonomik olarak zorlanacak, halklar isyana ve gösterilere teşvik edilecek, dijital dünyanın devleri siyasileri sustururken, dijital dünyaya tam anlamı ile geçişle beraber, yeni ‘’küresel terörizm’’ kavramının içeriğini belirleyecek olanlar (ki bunları siz gayet iyi biliyorsunuz) dijital platformlarda bu kavramın dışında kalan aktörlerin sesini duyuracaklardır. Böylece ülkeler borç bataklığına sürüklenecek, IMF, Dünya Bankası gibi ekonomik kuruluşlara borçlanmanın yanında, ulus devletler küresel şirketlere ekonomik anlamda ihtiyaç duyacak ve ya bu şirketlerin ülkelerinden yüksek faizli kredi almaya mecbur bırakılarak post-modern sömürgeciliğin kurbanı olacaklardır.

Ülkelerin, Cristian Perronne’nin de bahsettiği konuda ki gibi, aşı için diretmeleri, hatta hayatımızın birçok alanında (alışveriş merkezlerine giriş, seyahat, kamu binalarına giriş, işe girme vb.gibi) aşı olmadığımız takdirde bir takım haklarımızın kısıtlanacağını söylemeleri, küresel şirketlerin kasasını doldurmak ve onların istediği düzeni yerleştirmek adına ulus devletlerin ve halkların sömürülmesine göz yummaktan başka bir şey değildir.  [27] Hem ilaç/sağlık alanında ki şirketlerin kasası dolarken [28]hem de yeni düzende önemli bir yeri olan dijital platform kuruluşlarının (Facebook, Twitter, Google) etkisi de her geçen gün artmaktadır. Özelliklede birçok işimizi dijital ortamda hallettiğimiz şu pandemi sürecinde.

Pandemi sürecinde ve öncesinde yaşanan bazı sosyal medya şirketlerinin uygulamış olduğu sansürler, erişim engeli ve yayın yasağı gibi eylemler artık günümüz dünyasında devletlerin değil şirketlerin sözünün geçtiğinin göstergesidir. Özellikle Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey’in, Trump’ın hesabının kapatılması sonrası yaptığı açıklamada; ‘’Hesabını kamu güvenliği için kapattık’’ demesi işin rengini başka boyutlara taşımaktadır.

Özel bir küresel şirketin, ABD’nin kamu güvenliğini koruma misyonunu üstlenmesi, artık yeni düzende ulus devletlerin değil şirketlerin (şirketograsi) yönetimde söz sahibi olacağını, devlet başkanlarının ise demokrasi yalanı çerçevesinde birer piyon olacaklarını göstermektedir. Bir başka örnek ise, İran dini lideri Humeyni’nin Kasım Süleymani suikastının intikamı ile ilgili Twitter’da paylaştığı görsel Twitter tarafından kaldırılmıştır. Yine MHP Genel Başkanı devlet Bahçeli’nin, Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan olaylar ile ilgili yazdığı tweette sansüre uygulamıştır. Twitter, manipülasyon politikalarını ihlal ettikleri gerekçesi ile İran, Rusya ve Ermenistan bağlantılı 373 hesabı kapattığını duyurmuştu. Gerekçe olarak ise, Nato’ya olan güveni zedelemek, ABD ve AB’yi hedef almalarını göstermiştir. Bu durum ‘’Dijital Faşizm’’in en açık göstergesidir.

Küresel Teröre Yeni Bir Tanım:

[29]Küresel terörizmin tanımı yeniden şekillenmekle beraber ülkeleri, halkları, şirketleri yani kısacası küresel oligark çeteye karşı her türlü muhalefeti yapan kişi ve yapıları bu kavramın içeriğine dahil edeceklerdir. Moderna’nın ürettiği aşının, test aşamasında 13 kişinin öldüğü,[30] İsrail’in Koronavirüsle mücadele koordinatörü Nachman Ash’ın; ‘’İlk dozun koruma oranı, şirketin söylediği %52 oranından çok daha düşük.’’ demesi, Bill Gates’in mutasyonlardan sonra (ne hikmetse tamda aşıların yapılmaya başlanacağı zaman halkın çekincelerini gören küresel oligark çete ve onların kukla siyasileri böyle bir iddia ortaya atarak korku pompalamaya çalıştılar)  ‘’Yeni Koronavirüs varyantları ile mücadele için üçüncü doz aşılar gerekebilir.’’ demesi ve bunun gibi söylemlerden ve yaşanan olaylardan yola çıkarak aşının sadece bir araç olduğunu, asıl amacın ulus devletleri sömürerek dünyayı Dijital Faşizm ile yönetmek olduğunu anlıyoruz.

Bunu bazı önemli kişiler ve Devlet başkanları da dile getirmiştir. Örneğin Rusya Devlet Başkanı Putin bir basın toplantısında; ‘’ Büyük teknoloji tekelleri, fiili olarak devlete rakip oldular. İnsanların nasıl yaşayacağına, ne seçeceğine ve hangi pozisyonu özgürce ifade edeceğine karar verme hakkını sunuyorlar ve ya kısıtlıyorlar’’ demesi ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in; ‘’Dev dijital şirketlerin elinde ki bu siyasi güç bir an önce dizginlenmelidir. Bu güç Silikon Vadisi CEO’larının keyfine bırakılamaz. Ulus devletler bir an önce bu alanın yasalarını oluşturmalıdır’’ diye açık net şekilde tüm devletleri uyarması, Koronavirüs’ün devletleri sömürmek için bir neden, aşının araç ve dijital faşizmin ise amaç olduğunu göstermektedir. [31]

 

 

                                                     SONUÇ

Eşitsizliklerin[32] giderek arttığı günümüzde, ulus devletler ve halklar giderek küresel oligarkın sömürüsüne maruz kalmaktadır. Özellikle Covid-19 pandemisinin başladığı günden bu yana birçok gelişmiş, gelişmekte olan ve 3.dünya ülkeleri salgından büyük oranda etkilenmişlerdir. Sadece ekonomik olarak değil toplum ve insan sağlığı açısından da önümüzde ki günlerin faturası ağır olacaktır. DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge; ‘’Aylardır salgının neden olduğu yorgunluktan bahsediyorduk. Ancak sanırım o aşamayı geçtik ve depresyon aşamasına girdik. En çok korktuğum, salgına paralel olarak ruh sağlığında bir salgının ortaya çıkması’’ sözleri akıllarda ilaç şirketlerinin psikiyatrik hapların satışı sayesinde de kasalarını dolduracağı düşüncesini doğurmaktadır.

Ayrıca belirtmekte fayda var ki CDC[33] verilerine göre; ABD’de her sene 40 ile 80 bin kişi gripten ölürken bu sene (2020) sadece 165 kişi normal gripten ölmüştür. Acaba bu olayda PCR testlerinin yanlış sonuç göstermesi etkili mi? Elbette etkili ve hatta DSÖ Başkanı Tedros bu durumu onaylamıştır. Bizim ülkemizde de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca PCR testlerinin gerçeği tam olarak göstermediğini itiraf etmişti. İnsanların bizzat şahit oldukları olayları görüp duyunca da bu olayın yeni düzene geçiş için bir tiyatro olduğu izlenimine kapılmaktayız.

Orta yaşlarda ki bir kadının kanserden ölmesine rağmen ölüm sebebine Covid-19 yazılması, kalp krizi geçirerek ölen yaşlı adamın ölüm sebebine Covid-19 yazılması, mevsimsel grip geçiren yaşlı adamın korona teşhisi konduktan sonra 17 gün yoğun bakımda tutulup ‘’Ben iyiyim bir şeyim yok. Lütfen bana bir bardak su verin’’ diye diye susuzluktan ölmesi ama ölüm nedenine Covid-19 yazılması gibi birçok aslı olmayan resmi kayıtlarla ülkeler kapanmaya zorlanmıştır. Böylece KOBİ’ler batıp şirketler el değiştirirken insanlar borçlanmış, dünyanın en zenginleri zenginliğine zenginlik katmış, dijital platformlara adapte olan ve kullanan şirketler bu süreçte gelişmeye devam etmiştir. Örneğin dünyanın en zenginleri listesinde ki ilk 10 kişinin servetleri toplamda 450 milyar dolar arttı. Elon Musk’ın serveti 153 milyar dolar, Jeff Bezos’un 70 milyar dolar, Bill Gates’in ise 20 milyar dolar artmıştır. Yine başka bir istatistik ise, ABD’li 660 milyarderin serveti son 10 ayda 1,1 trilyon dolar artarak 4,1 trilyon dolara ulaşmıştır.

[34] 2019 yılında dünyanın en zengin 20 kişisi OECD verilerine göre ilaç, tıbbi malzeme, e-ticaret ve gıda sektörlerine yatırım yapmışlardır. Yine OECD verilerine göre, korona sürecinde servetlerini %25 oranında arttıran kişilerde aynı kişilerdir.

Görüldüğü gibi Covid-19 süreci planlanmış ve istenilen düzene geçişi hızlandırmak ve dayatmak için tezgahlanan bir tiyatrodan ibarettir. Burada çok kısa bahsetmemize rağmen olayın özü dijitalizm, Covid-19 ve küresel şirketler el ele vererek ‘’ yeni normal’’e insanlığı alıştırma çabasıdır. Tahmini olarak Covid-19 sürecinin bitim tarihi 2022 yılı sonları gösterilse de bu sürecin tamamlanabilmesi (dijitalleşme) için başka oyunlar sahaya sürülecektir.

Ulus devletler ve halkları cesur bir şekilde birlik haline gelmeli ve küresel oligarşik çeteye karşı savaşmalıdırlar. Yoksa televizyonlarda komplo teorisi bu dediğimiz her şey çok yakında başımıza gelecektir. Özellikle Bill Gates’in; ‘’ Covid’den kurtulmak, küresel ısınmaya göre çok daha kolay. İklim değişikliğine çözüm bulmak insanlığın başardığı en muhteşem şey olacak’’ ve Joe Biden’ın; ‘’ Amerika, bu varoluşsal (iklim) tehdidi karşısında liderlik etmeli. Aynı pandemide olduğu gibi bu mesele de küresel işbirliğini gerektirir’’ demesi, küresel oligarşik çetenin Covid-19 sürecinden sonra hangi konu üzerinden insanlığı sömürecekleri hakkında bilgi veriyor. Bir başka konu ise et tüketimi yani gıda konusunda.

BM Çevre Programı’nın (UNEP) hazırladığı raporda et tüketiminin doğa ve çevreye büyük zarar verdiğini ve bu zararın azaltılması için bitkisel gıdalara yönelmemiz gerektiğinin vurgulanması üzerine aynı günlerde Rusya İnsan Sağlığı ve Tüketici Haklarını Koruma Servisi (Rospotrebnadzor) Başkanı Anna Popova, bir tavuk çiftliğinde “A (H5N8)” kuş gribinin ilk kez insana bulaştığını tespit ettiklerini bildirmesi tüm bu oynanan oyunlardan sonra insanlığın başına ne gibi bir virüs tehlikesinin geleceğini bizlere göstermektedir. Bunun son kanıtı ise NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in; ‘’Covid-19 doğal olsa bile biz biyolojik silahlara hazırlıklı olmalıyız’’ sözünden sonra benzer bir açıklamada bulunan DSÖ Genel Başkanı Tedros’un; ‘’Covid-19 son salgın olmayacak. Zira tarih bize bunun son salgın olmayacağını gösteriyor ve maalesef salgınlar hayatın bir gerçeğidir’’ demesi ileri ki yıllarda deli dana ya da benzeri bir hayvansal hastalığa karşı hazırlıklı olmamızı gerektiriyor.

Makaleyi bitirirken Joseph Goebbels’in şu sözünü hatırlatmak istiyorum; ‘’ Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz insanlar inanır. İnsanları bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı sürekli tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar söyleyin…’’

KAYNAKÇA

– Bağ M., ‘’Dünyada Covid-19: İlk 4 ayında neler yaşandı? Salgının seyri ne durumda?’’, Erişim tarihi: 02.03.2021 ,  https://tr.euronews.com/2020/05/04/dunyada-covid-19-salg-n-n-ilk-100-gununde-yasananlar-ilk-nerede-ortaya-c-kt-nas-l-yay-ld
– Üren Ç., ‘’Yüzde 90 etkili koronavirüs aşısıyla ses getiren ilaç devinin skandallarla dolu geçmişi’’ , Erişim tarihi: 03.03.2021, https://www.indyturk.com/node/270826/sa%C4%9Flik/y%C3%BCzde-90-etkili-koronavir%C3%BCs-a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1yla-ses-getiren-ila%C3%A7-devinin-skandallarla-dolu
– Independent Türkçe AA, ‘’ Trump ilaç şirketlerini suçladı: Pfizer ve diğerleri seçimlerden birkaç gün sonra açıklama yaptı’’, Erişim tarihi: 03.03.2021,

https://www.indyturk.com/node/275286/d%C3%BCnya/trump-ila%C3%A7-%C5%9Firketlerini-su%C3%A7lad%C4%B1-pfizer-ve-di%C4%9Ferleri-se%C3%A7imlerden-birka%C3%A7-g%C3%BCn-sonra

– DinamikCRM, ‘’Dijitalleşme Nedir?’’, Erişim tarihi: 05.03.2021, https://www.dinamikcrm.com/blog/dijitallesme-nedir

– Scientu Knowledge 4 Executives, ‘’Dijitalleşme Nedir?’’, Erişim tarihi: 05.03.2021, https://scientu.net/dijitallesme1/

– KYOCERA Documents Solutions , ‘’Dijitalleşme Nedir? Dijitalleşmenin İş Dünyasına Etkileri Nelerdir?’’, Erişim tarihi: 05.03.2021, https://www.kyoceradocumentsolutions.com.tr/tr/smarter-workspaces/insights-hub/articles/dijitallesmenin-is-dunyasina-etkileri.html

– Papuççiyan A., ‘’ Kullanıcı sayısı 19 milyonu geçen Yemeksepeti’nin rakamlarla 2020 yılı’’, Erişim tarihi :04.03.2021, https://webrazzi.com/2020/12/28/kullanici-sayisi-19-milyonu-gecen-yemeksepeti-nin-rakamlarla-2020-yili/

– Hoft J., ‘’ Unequivocal Scientific Evidence that the COVID-19 Virus Originated in a Laboratory’’, Erişim tarihi: 07.03.2021, https://www.thegatewaypundit.com/2021/02/unequivocal-scientific-evidence-covid-19-virus-originated-laboratory/

– Connor S., ‘’ Appalling irresponsibility’: Senior scientists attack Chinese researchers for creating new strains of influenza virus in veterinary laboratory’’, Erişim tarihi: 06.03.2021, https://www.independent.co.uk/news/science/appalling-irresponsibility-senior-scientists-attack-chinese-researchers-creating-new-strains-influenza-virus-veterinary-laboratory-8601658.html

– Skouras S., ‘’ Media Blackout: Moderna’s FDA Report Lists 13 Deaths in Vaccine Trials — 6 in Vaccine Group, 7 in Placebo’’, Erişim tarihi: 06.03.2021, https://www.activistpost.com/2020/12/media-blackout-modernas-fda-report-lists-13-deaths-in-vaccine-trials-6-vaccine-group-7-placebo.html

[1] 11 Şubat’ta, 2019-nCoV’un ismi değiştirilerek COVID-19 oldu. (Corona Virus Desease -19)

[2] Bilindiği üzere SARS hastalığı bir üst solunum yolu hastalığıdır. Ciddi Akut Solunum Yolu Sendromu (SARS) ya da halk arasında gizemli zatürre olarak adlandırılan SARS virüsü, 21. yüzyılda tespit edilen ilk bulaşıcı viral solunum yolu hastalığıdır. İlk kez 2002 yılının Kasım ayında Çin’de ortaya çıkmıştır.

[3] 2017’den beri Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü olarak görev yapan Etiyopyalı bir mikrobiyolog ve uluslararası kabul görmüş sıtma araştırmacısıdır. Etiyopya hükümetinde iki üst düzey görev aldı: 2005-2012 yılları arasında Sağlık Bakanı ve 2012-2016 yılları arasında Dışişleri Bakanı.

 

[4] Bu bildiriden sonra birçok ülke ve kesim tarafından DSÖ Genel Direktörü’nün ve DSÖ’nün Çin ile işbirliği içerisinde olduğuna ve böylesi bir salgında (bayılan insanlar, hızla artan vaka ve ölüm sayıları, hastanelerin dolup taşması) gerekli önlemleri almadıklarına yönelik DSÖ ciddi eleştirilere maruz kalmıştır.

[5] ‘’Dünyada Covid-19: İlk 4 ayında neler yaşandı? Salgının seyri ne durumda?’’, Son güncelleme tarihi: 04/05/2020 ,  https://tr.euronews.com/2020/05/04/dunyada-covid-19-salg-n-n-ilk-100-gununde-yasananlar-ilk-nerede-ortaya-c-kt-nas-l-yay-ld

[6]  Epidemi, geniş bir coğrafi alanda meydana gelen ve nüfusun yüksek bir oranını etkileyen salgındır. Epidemi, bir hastalığın aktif olarak yayılmasını anlatır. Pandemi ise coğrafi yayılma ile ilgilidir ve tüm ülkeyi veya tüm dünyayı etkileyen bir hastalığı tanımlamak için kullanılır.

 

[7] Bilindiği üzere birçok ülke 31 Ocak 2020 tarihinde Çin ile olan uçuşlarını ve sınır kapılarını kapatma kararı alması sonrası DSÖ ; ‘’ sınırlarınızı Çin’e kapatmayın’’ diye çağrıda bulunmuştu. Trump, o dönemde tabiri caizse DSÖ’ye karşı ‘’kulağını kapamıştı’’ ve Çin’den gelen uçuşları durdurmuştu.

 

[8] Aslında salgının ilk başladığı zamanlarda Trump daha farklı bir tavır takınarak Çin’in virüs ile mücadelesini övmüş, hatta 24 Ocak’ta attığı bir tweette; “Çin, koronavirüsü kontrol altına almak için çok çalışıyor. ABD, Çin’in çabalarını ve şeffaflığını büyük bir memnuniyetle karşılıyor. Her şey çok iyi olacak. Özellikle de Amerikan halkı adına Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e teşekkür ederim.” ifadesini kullanmıştı.

[9] Trump, DSÖ’nün, ABD’nin Çin’e sınırlarını kapatma kararına karşı çıktığını hatırlatarak, “DSÖ hakkında içimde kötü hisler var. DSÖ, Çin’in piyonu ve Çin odaklı çalışıyor.”

[10] Pfizer hakkında izlenim için bkz: https://www.indyturk.com/node/270826/sa%C4%9Flik/y%C3%BCzde-90-etkili-koronavir%C3%BCs-a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1yla-ses-getiren-ila%C3%A7-devinin-skandallarla-dolu

 

[11]Amerikalıların yıllardır hemen hemen aynı ilaçlara diğer ülkelerden çok daha fazla para ödediğini belirten Trump, bu ilaçların fiyatını da daha aşağı çekerek; ilaç simsarlarını devre dışı bırakıp özellikle ileri yaşlı Amerikalıların kullandığı reçeteli ilaçların fiyatlarının düşürülmesini sağladı. Bu yüzden de birçok ilaç şirketi tarafından ‘’istenmeyen adam’’ olarak nitelendirildi.

 

[12] Haberin tamamı için bkz: https://www.indyturk.com/node/275286/d%C3%BCnya/trump-ila%C3%A7-%C5%9Firketlerini-su%C3%A7lad%C4%B1-pfizer-ve-di%C4%9Ferleri-se%C3%A7imlerden-birka%C3%A7-g%C3%BCn-sonra

[13] DinamikCRM, Dijitalleşme Nedir? , https://www.dinamikcrm.com/blog/dijitallesme-nedir

[14] Scientu Knowledge 4 Executives, Dijitalleşme Nedir? , https://scientu.net/dijitallesme1/

 

[15] KYOCERA Documents Solutions , Dijitalleşme Nedir? Dijitalleşmenin İş Dünyasına Etkileri Nelerdir? , https://www.kyoceradocumentsolutions.com.tr/tr/smarter-workspaces/insights-hub/articles/dijitallesmenin-is-dunyasina-etkileri.html

 

[16] Detaylı bilgi için bkz: https://www.kyoceradocumentsolutions.com.tr/tr/smarter-workspaces/insights-hub/articles/dijitallesmenin-is-dunyasina-etkileri.html

 

[17] Araştırmanın kaynağı için bkz: https://scientu.net/dijitallesme1/

[18] Webrazzi , Son güncelleme tarihi : 28/12/2020 , https://webrazzi.com/2020/12/28/kullanici-sayisi-19-milyonu-gecen-yemeksepeti-nin-rakamlarla-2020-yili/

[19] Trump’ın Başkan olduğu günden bu yana yapmış oldu bazı eylemler ve söylemler sonrası karşısına almış olduğu bu aktörlerin fırsatı değerlendirerek devir teslim töreni öncesinde toplanacak olan kalabalık aracılığıyla ve Trump’ın etrafında ki bir takım şahısların ( Mike Pence’nin baskın öncesi ve sonrası yaptığı açıklamada ki tavrı gibi) Trump’ı yanlış yönlendirmeleri sonrası yaşanılan olaylar, Trump’ın siyaset arenasından uzaklaştırılması için yapılan bir tuzaktır. İki hafta öncesine kadar Beyaz Saray’ın 6000 asker ile korunması oligark çetenin Trump’tan ne kadar nefret ettiklerinin göstergesidir.

 

[20] 25 Aralık 2020 tarihli New York Times Gazetesi’nin, Çin’den sızan belgelere dayanarak yaptığı habere göre, Aralık 2019 yılından itibaren yani Koronavirüs’ün resmi olarak ortaya çıktığı tarihten itibaren, Merkezi Siber Uzay İşleri Komisyonu Ofisi 40.000 kişilik siber savaş uzmanı ile Tv’ler de gördüğümüz birçok görüntünün aslında bu 40.000 kişilik ordu tarafından sanal alemde oluşturularak medyaya sunulduğunu gösteriyor. Bu Ofis 2014 yılında kurulmasına rağmen 2019 yılının son aylarında faaliyete geçmiştir. Ayrıca Koronaviürüs’ü ilk olarak dünyaya duyuran doktor olan Li Venliang’a ise bu kurumun dijital takibi ve Çin İstihbaratı’nın yapmış olduğu sansür, tehdit ve  yüz tanıma sistemi sayesinde her an takip edilerek en sonunda şüpheli bir Covid-19 nedeni ile hayatını kaybettiği yine bu haberde ki belgelerde yer alan bilgiler arasındadır. Sadece buda değil, Covid-19’a yönelik her türlü olumsuz eleştiri, haber, yazı ve benzeri şeyler yapan, paylaşan kimselerin sosyal medya hesaplarına kısıtlama geldiği gibi kamu nezdinde de itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca Koronavirüs haberi yapan bir gazeteciye 4 yıl hapis cezası verilmiştir.

 

[21] Çin’e ilk ekip 2020 yılının başlarında, salgınla mücadeleyi incelemek ve hastalığın ne tür bir belirti, gelişim ve yayılım gösterdiğini incelemek için gitmiştir. İkinci ekip ise virüsün kaynağını araştırmaya gitmesine rağmen Çin tarafından birçok bürokratik engele takılmıştır. Mesela 10 kişilik ekipte ki ABD vatandaşı olan 2 bilim insanının Çin’e girişine izin verilmemiştir. Ardından DSÖ ile müzakereler sonucunda Çin hükümeti araştırmaya üç şartla izin vermiştir: 1-DSÖ ekibinden önce Çinli bir ekip ön inceleme yapacak, 2- Araştırmanın sonucunu Çin hükümeti denetleyecek, 3- Araştırma sonucu izinsiz yayınlanmayacak.

 

[22] Fort Detrick için bkz: https://www.indyturk.com/node/72261/d%C3%BCnya/cia%E2%80%99n%C4%B1n-zihin-kontrol-deneylerini-ger%C3%A7ekle%C5%9Ftirdi%C4%9Fi-%C3%BCss%C3%BC-fort-detrick%E2%80%99-gizli-tarihi#:~:text=Program%20karanl%C4%B1k%20ve%20az%20bilinen,%C3%BCss%C3%BC%20Fort%20Detrick’te%20kurulmu%C5%9Ftu.&text=G%C3%BCn%C3%BCm%C3%BCzde%20Detrick%2C%20ordunun%20hala%20biyolojik,ve%20zihin%20kontrol%20imparatorlu%C4%9Funun%20merkeziydi.

[23] ABD, Irak Savaşı ve 11 Eylül saldırılarından sonra terörle mücadele için onca yıl sadece 6.4 trilyon dolar harcarken korona ile mücadeleye 16.1 trilyon dolar harcamıştır.

[24] Makalenin detayları için bkz: https://www.thegatewaypundit.com/2021/02/unequivocal-scientific-evidence-covid-19-virus-originated-laboratory/

 

[25] Haberin detayları için bkz: https://www.independent.co.uk/news/science/appalling-irresponsibility-senior-scientists-attack-chinese-researchers-creating-new-strains-influenza-virus-veterinary-laboratory-8601658.html

 

[26] Çin ekonomisi, Koronavirüse rağmen 2020’de, yüzde 2,3 oranında büyüdü ve GSYİH’nın ilk kez 100 trilyon yuan sınırını aşmıştır. Çin İstatistik Dairesi’nden yapılan açıklamaya göre geçen yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,9 büyüyen ekonomi, dördüncü çeyrekte ise daha da hız kazanarak yüzde 6,5’lik büyüme oranına ulaştı. Gümrük Dairesinin açıkladığı verilere göre sadece Aralık ayında ihracat, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 18,1 oranında arttı. Aynı dönemde ithalatta da yüzde 6,5’lik artış kaydedildi.

[27] Bilindiği üzere birçok ülke dijital pasaport uygulaması ile birlikte vatandaşları aşı olmaya mecbur bırakmaktadır. Hatta yakın zamanda Vatikan yönetimi aşı olmayana iş yok demesi üzerine gelen tepkilerden dolayı özür dilemek zorunda kalmıştır. Aynı şekilde Bahreyn ve Çin başta olmak üzere birçok ülke dijital pasaport uygulamasına geçmiş bulunmaktadır. İngiltere’de hükümet, NetCompany UK ve Hub Company şirketleri ile dijital pasaport anlaşması yapmıştır. Yine Almanya ve Kanada’da dijital pasaport uygulamasına geçileceğini duyurdu. Singapur Havayolları ise uçuşlarda dijital pasaport uygulamasına geçileceğini çok önceden duyurmuştu.

 

[28] Belirtelim ki, Pfizer Şirketi’nin yıllık geliri, Kuveyt, Malezya, Yeni Zelanda ve Macaristan devletlerinin gelirinden daha fazladır.

 

[29] New York Times Gazetesi’nin haberine göre, ABD Başkanı Biden, Twitter, Facebook ve Google’dan Koronavirüs ile ilgili resmi açıklamalar haricinde ki bilgi ve açıklamaların sansürlenmesini istedi.

 

[30] Haberin detayları için bkz: https://www.activistpost.com/2020/12/media-blackout-modernas-fda-report-lists-13-deaths-in-vaccine-trials-6-vaccine-group-7-placebo.html

[31] Bilindiği üzere ülkemizde de faaliyet gösteren ‘’teyit.org’’, Koronavirüs ile ilgili (aşı,Çin,küresel şirketler) yapılan her habere karşı karalama kampanyası başlatmışçasına karşı çıkması sonucu yaptığım küçük bir araştırma ile sitenin, dünyanın önde gelen medya kuruluşlarından olan Poynter bünyesinde faaliyet göstermektedir. Poynter Şirketi’nin ise bir numaralı ve tek bağışçısı ise Bill&Melinda Gates Vakfıdır. Detaylar için bkz: https://www.gatesfoundation.org/How-We-Work/Quick-Links/Grants-Database#q/k=Poynter

 

[32] Pandemi sürecinde artan eşitsizlik raporu için bkz: https://www.kedv.org.tr/oxfam-2021-esitsizlik-virusu-raporu

[33] ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri Amerika Birleşik Devletleri Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı, kamu sağlığı ve kamu güvenliğinin sağlanması konusunda çalışan bir birimidir. Diğer bir CDC verisine göre 2019 yılında ABD’de grip nedeni ile hastaneye başvuranların sayısı 400.000 kişiyken, 2020 Şubat ve Ekim arasında grip nedeni ile hastaneye başvuranların sayısı sadece 165’tir!

[34] Eskiden gazetecilikle uğraşan Çinli Zhong Shanshan’ın maden suyu şirketi, her nasılsa korona sürecinden hemen önce tüm servetini aşı üretim şirketlerine ve yeni nesil ilaç geliştirme laboratuarlarına yatırarak servetini %997 oranında arttırdı.

Bir Cevap Yazın