Tiyatro Nedir?

Tiyatro demek, oyuncu ve seyirci, sahne ve salon demektir, ama yine de tiyatro, her şeyden önce seyirci demektir. On, yirmi veya binlerce seyirci, önlerinde sergilenecek sahneleri görmeye gelmiş kişilerdir, oyunu bir salonda ya da sokakta seyretmeleri önemli değildir.

Tiyatro

Photo by Donald Tong 

Bir tiyatronun özenle süslenmiş büyük salonunda parterde, localarda ve balkonda yerlerini alan seyirciler, kadife perdenin kalkacağı ve ardında sakladığı bir dünyayı gözler önüne sereceği zamanı heyecanla beklerler. Perde açılınca gizli projektörlerle, çeşitli lambalarla aydınlatılmış sahne, ya tarihi bir dekoru, ya günlük hayatın görüntülerini ya da gerçeküstü ve çok değişik bir dünyayı canlandırır.  Sanatçılar konuşmaya, hareket etmeye başlar. Kimi düşmanını yener, kimi yenilir, kimi birini öldürür, bazısı ağlar, bazısı güler. Önemli olan, bütün bunları yapan sanatçıların kendilerini seyreden binlerce gözden habersizmiş gibi, sanki salonda kimse yokmuş gibi davranışlarını sürdürmeleridir.

Trajediler ve Dinsel Oyunlar (Mister):

Tiyatro

Eski Yunan’da binlerce kişi, trajedileri açıkhava tiyatrolarının taştan veya tahtadan basamaklarına oturup seyrederlerdi. Oyuncular da maske takar, bol kumaşlara bürünür, yüksek tabanlı pabuçlarla sahneye çıkarlardı. Atinalılar iki bin yıl kadar önce  Aiskilos (Aiskhylos), Sofokles ve Euripides’in trajedileriyle Aristofanes’in komedilerini bu çerçeve içinde seyrederlerdi.

Ortaçağ’da durum oldukça farklıydı. Seyirci pazar meydanında ya da bir katedralin “parvis” denilen dış bölümünde toplanarak “mister” adı verilen dinsel oyunları izlerdi. Dekorlar veya tiyatro bölmeleri şehrin birçok yerinde kurulabilir, bir meydana serpiştirilebildiği gibi, bir tiyatronun merkez pistine de kurulabilirdi. Bütün  bu düzenler halkın da oyuna katılmasını sağlıyor ve seyirci oyunla birlikte kendi inandığı gerçekleri oynuyor, daha doğrusu yaşıyordu.  Oyuncular, bu dinsel konuları içten benimseyerek oynayan amatörlerdi. Ortaçağ tiyatrosu kapalı bir salonda  oynanmayan gerçek bir bayram şenliği gibiydi.

Tiyatro

Medusanın Salı tablosunun uzaktan bir çekimi.

17. yy. başlarında tiyatro sanatı bugünkünden çok farklıydı. Sanatçılar tiyatrolarını panayır yerlerinde kurarlardı: Paris’te sokak tiyatrosu Pont-Neuf’de, Dauphine Meydan’ında, Saint-Laurent Fuarı’nda  kurulurdu. Aynı dönemde İtalya’da commedia dell’arte hükümdarlar için saraylarda, halk için de sokaklarda temsiller verirdi. İtalyan tiyatrosunda hemen hemen her oyunda aynı kişilerin başına değişik olaylar geliyordu; başlıca tipler Arlecchino, Pantalone, kaptan Fracasse’di. Sanatçılar daha önceden belirlenmiş bir plana uygun olarak doğaçtan oynar ve konuşurlardı, ayrıca şarkı söylemeyi bilir, müzik dans ve cambazlıktan anlarlardı.

Tiyatroda Büyük Dönem:

Bu arada Avrupa ülkelerinde bir başka tiyatro biçimi doğdu; kapalı bir sahnede  usta yazarların kaleminden çıkan oyunlar aydın bir seyirci topluluğu önünde oynanmaya başladı. İngiltere’de Elizabeth tiyatrosu dönemi bütün haşmetiyle başlamıştı artık ve bu dönemin en güçlü kişisi hiç kuşkusuz Shakespeare’di. İspanya’da Lope de Vega, Tirso de Molina, Calderon de la Barca komedi alanında yarıştılar ve çok sayıda eser verdiler; Fransa’da  Corneille ve Racine trajedi alanında ün yaparken, yazar olduğu kadar oyuncu ve topluluk yöneticisi olduğunu da kanıtlayan Moliere, komedi türünü doruk noktasına ulaştırdı.

Tiyatro

Photo by Monica Silvestre

Almanya’da Lessing, Bilge Nathan (Nathan der Weise) gibi felsefi piyesler yazdı, Goethe klasik tiyatronun baskılarına karşı çıktı. Schiller ise “Haydutlar” adlı oyununda genellikle Shakespeare’i kendine örnek aldı. 18. yy.dan sonra “İtalyan usulü” denilen tiyatro artık dış dünyaya kapanıyor, dekor, oyun ve göz yanıltmalarından yararlanıyordu. Marivaux ve Beumarchais gibi yazarlar klasik Fransız geleneğini yenilerken Goldoni, İtalya’da töre komedileriyle büyük üne kavuşuyordu. 19. yy.’ın başlarında romantik klasik trajediyi tutan son birkaç kişiye karşı dramın büyük savaşı verildi; bu savaş Victor Hugo tarafından başlatıldı.

Yeni Nesil Tiyatro:

1900’lerde dünya tiyatrosu en güçlü eserlerini, İbsen ile Norveç’te (Per Günt, Bir Bebek Evi, Hortlaklar, Bir Halk Düşmanı v.d); Strindberg ile İsveç’te (Baba, Rüya Oyunu v.d); Çehov ile Rusya’da (Martı, Vanya Dayı, Üç Kızkardeş, Vişne Bahçesi v.d) G. Haupmann ile Almanya’da (Madenciler, Zavallı Süpürgeciler); Synger ile İrlanda’da (Denize Giden Atlılar, Babayiğit, Derenin gölgesinde); Pirandello ile İtalya’da (Size Öyle Geliyorsa Öyledir, Altı Kişi Yazarını Arıyor v.d) veriyordu.

Amerika’da ise, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kendini kabul ettiren Eugene O’Neill (Karağaçlar Altında, Araya Giren Garip Oyun, Elekiraya Yas Yaraşır) ortaya attığı sorunlar bakımından Amerikan uygarlığına ve bu uygarlığın yarattığı yeni insana değinen çağdaş oyunlar yazdı.  Amerikan oyun yazarları arasında, 1945’ten sonra Tennesee Williams (İhtiras Tramvayı, Dövme Gül, Kızgın Damdaki Kedi, v.d)  ve Arthur Miller (Bütün Oğullarım, Satıcının Ölümü, Cadı Kazanı v.d) bütün dünya sahnelerinde oynanan piyesler yazdılar.

1961 yılında Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün aldığı bir kararla her yılın 27 Mart günü “Dünya Tiyatro Günü Olarak” olarak kabul edildi.

Fransız tiyatrosu Claudel, Giraudoux, Montherlant, Cocteu, Anouilh, Sartre, Camus gibi yazarlar ve Antoine, Copeau, Louis Jouvet, Charles Dullin, Georges Pitoeff, Antonin Artaud ve Gastom Baty gibi tiyatro yönetmenleriyle başarıya ulaştı.

1950’den sonra Jean Genet, Eugène Ionesco ve Samuel Beckett öncü tiyatro’yu başlattılar, Aynı dönemde bütün dünya Alman yazarı Bertolt Brecht’i keşfediyordu. Brecht epik tiyatro’sunu oynatabilmek için Ber-liner Ensemble’ı kurmuştu.

1968’den sonra Avrupa’ya Amerika’dan bir yeni tiyatro akımı geldi. Bu akım, Living Theatre (Yaşayan Tiyatro) ve gövdesel oyun Bread and Puppet (Ekmek ve Kukla) ile dev kuklalardan oluşuyordu. Tiyatro gün geçtikçe, yeniden bir bayram havası kazanıyor, salondan sokağa çıkıyor ve seyircinin oyuna katılmasına yöneliyor.

 

Türk Tiyatrosu:

Tiyatro hayattır

Venedik Taciri’nde Henny Porten, Carl Ebert ve Harry Liedtke (1923)

Bizde, batılı anlamda tiyatro “Tanzimat Fermanı’ndan sonra başladı. Ne var ki bu sanat, topluma kendini rahatlıkla kabul ettirememişti. Özellikle Müslüman Türk kadınlarının sahneye çıkması kesinlikle yasaktı. Oyunculuk yapan erkeklere de iyi gözle bakılmıyordu. Bu yüzden ilk tiyatrolar daha çok azınlıklara mensup sanatçılar (Mınakyan, Güllü Agop. Dikran Kalemciyan, Peruz, Luçiko, Alis v.d.) tarafından kuruluyor ve yürütülüyordu.

Bütün bunlara rağmen 1914 yılında, İstanbul Belediyesi bir konservatuvar açtırmak amacıyla ünlü Fransız tiyatro adamı André Antoine’ı İstanbul’a çağırdı. Ne var ki, Birinci Dünya Savaşı çıkmış ve bu amaç gerçekleşememişti. Antoine’ın kurduğu ve bir süre çalıştırdığı topluluk daha sonra Darülbedayi adlı bir tiyatro ya dönüştü; bu kurum, çalışmaların bugün de sürdüren İstanbul Şehir Tiyatroları’nın temeli oldu.

Çağdaş Türk tiyatrosunu oluşturan Ankara Devlet Konservatuvarı ancak 1936’da açıldı ve başına ünlü Alman tiyatro adamı Carl Ebert getirildi. İlk öğrencileri diplomalarını 1941 yılında aldılar. Bu konservatuvarın yetiştirdiği sanatçıların oluşturduğu Ankara Devlet Tiyatrosu 1949’da kuruldu. Böylece İstanbul’da Şehir Tiyatrosu, Ankara’da Devlet Tiyatrosu olmak üzere iki köklü ve güçlü tiyatro kurumu oluşuyordu. Bu tiyatrolar, zamanla kendi bünyeleri içinde çoğalarak Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları adlarını aldılar.

Bu arada, çeşitli özel tiyatrolar da kuruldu. Çağdaş anlayışa dayalı ilk özel tiyatro 1951’de İstanbul’da perdelerini açtı: Küçük Sahne. Stein Beck’in Fareler ve insanlar oyunuyla başlayan bu kuruluş yaşamını uzun yıllar sürdürdü. Bunu diğer önemli özel tiyatrolar izledi: Muammer Karaca’nın Karaca Tiyatrosu, Yıldız ve Müşfik Kenter

Haldun Dormen

kardeşlerin başlattığı Kent Oyuncuları, Haldun Dormen’in kurduğu Dormen Tiyatrosu, Sururiler’in yürüttüğü İstanbul Tiyatrosu, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu, Ulvi Uraz’ın Küçük Sahne’si, Ankara’da Meydan Sahnesi, AST ve diğerleri önemli özel tiyatrolarımız oldu.  İlk kabare tiyatrosu 1967’de İstanbul’da kuruldu: Haldun Taner yönetiminde Devekuşu Kabare Tiyatrosu. Son yıllarda özel tiyatroların sayıca artması tiyatro yöneticileri için ciddi sorunlar getirmiştir.

 

 

Türk tiyatrosunu geliştiren sanatçılarımız ve eserleri:

Bu arada tiyatro sanatının gelişmesiyle birlikte tiyatro eseri yazan sanatçılarda da dikkati çeken bir gelişme görüldü.  Hemen bütün tanınmış şairler, sözgelimi Faruk Nafiz Çamlıbel (Akın, Kahraman, Canavar), Necip Fazıl Kısakürek (Tohum, Bir Adam Yaratmak, Sabır Taşı, Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, Ahşap Konak vd.), Nazım Hikmet Ran (Ferhat İle Şirin, Unutulan Adam, Kafatası, Yusuf ile Menofis vd), Ahmet Muhip Dranas (Gölgeler, O Böyle İstemezdi), Behçet Necatigil (Yıldızlara Bakmak, Üç Turunçlar), Necati Cumali (Susuz Yaz, Boş Beşik, Nalınlar, Derya Gülü), Oktay Rifat (Yağmur Sıkıntısı), Melih Cevdet Anday (İçerdekiler, Mikado’nun Çöpleri, Dikkat Köpek Var, Ölüler de Konuşmak İster vd), Çetin Altan (Mor Defter, Çemberler, Suçlular, Tahtırevalli vd) oyun  yazarlığını denediler ve başarılı piyesler yazdılar.

Rasim Öztekin Düğün Dernek 2’nin galasında diğer oyuncularla beraber. (Soldan üçüncü)

Bunlardan başka, hikayeci ve romancılarımız da oyun yazarlığını denediler. Sözgelimi Halit Fahri Ozansoy (Baykuş, Sönen Kandiller, Hayalet vd), Reşat Nuri Güntekin (Balıkesir Muhasebecisi, Tanrı Dağı Ziyafeti) Orhan Kemal (Yalova Kaymakamı, 72. Koğuş, Bekçi Murtaza, Eskici Dükkanı, Kardeş Payı vd), Aziz Nesin (Çiçu, Barbaros’un Torunu, Hakkımı Ver Hakkı vd), Haldun Taner (Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Eşeğin Gölgesi, Zilli Zarife, Vatan Kurtaran Şaban, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı vd), Yaşar Kemal (Yer Demir Gök Bakır, Ağrı Dağı Efsanesi), gibi birinci uğraşı piyes yazarlığı olmayan edebiyatçılarımız başarıyla sahnelenen eserler verdiler.

Bunlara, sanatında oyun yazarlığı önde gelen sanatçılarımızı da eklemek gerekir: sözgelimi, Musahipzade Celal (İstanbul Efendisi, Fermanlı Deli Hazretleri, Aynaroz Kadısı, Bir Kavuk Devrildi, Mum Söndü vd), Nazım Kurşunlu (Melekler ve İnsanlar, Branda Bezi, Fatih, Merdiven, Kör Kadı vd), Orhan Asena (Tanrılar ve İnsanlar, Kocaoğlan, Yalan, Atçalı Kel Mehmet, Hürrem Sultan vd), Turgut Özakman (Ocak, Duvarların Ötesi, Sarıpınar 1914, Kanaviçe, Paramparça vd) Hidayet Sayın (Pembe Kadın, Topuzlu, Kördüğüm), Güngör Dilmen Kalyoncu (Midasın Kulakları, Canlı Maymun Lokantası, Kurban, Bağdat Hatun vd), Adalet Ağaoğlu (Evcilik Oyunu, Çatıdaki Çatlak, Tombala, Kendini Yazan Şarkı) bunların ilk akla gelen örnekleridir.

Genco Erkal

Ödenekli veya ödeneksiz tiyatroların her yıl gelişip çoğalması, oyun yazarlarımızın verdiği başarılı eserler bir yandan da tiyatro sanatında dikkati çeken büyük isimlerin doğmasına etken oldu. Şehir Tiyatroları’nın, yarım yüzyıl boyunca afişlerden inmeyen sanatçıları (Hazım Körmükçü, Halide Pişkin, Vasfi Rıza Zobu, Bedia, Muvahhit, Şaziye Mora vd.) yanında, Devlet Tiyatroları’nın yetiştirdiği santçıları (Mahir Canova, Macide Tanır, Salih Camdan, Mediha Gökçer, Melek Ökte, Cüneyt Gökçer, Bozkurt Kuruç, Kerim Afşar, Ayten Gökçer vd.) unutmamak gerekir. Buna, ödeneksiz tiyatroların bütün güçlükleriyle savaşarak adlarını kamuoyunun malı yapmış olan tiyatro sanatçılarını da eklememiz gerekir: Muammer Karaca, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Münir Özkul, Gülriz Sururi, Nisa Serezli, Pekcan Koşar, Engin Cezzar, Genco Erkal ve diğerleri.

Bir Cevap Yazın