Vitray Nedir?

Vitray, camilerde revzen ya da elvan pencere adı altında bilinmektedir. Hepimizin yakından bildiği bu renkli cam sanatı vitray olarak bilinmektedir. Pek çoğumuz bunu vitray olarak tanımasakta bu isimle sizlere tarihsel bir bilgi birikimini aktarmaya çalışacağız.

Vitray sanatı, hem görsel yönüyle sanatsal bir beceri ve yaratıcılık gerektirmekte hem de bu dekoratif parçaların geniş yüzeylerde sağlam bir şekilde durabilmesini sağlayan iyi mühendislik hesaplamalarına ihtiyaç duymaktadır.

Vitray

Photo by Magda Ehlers

Renkli camın mimariye girişi ve kendine özgü bir sanat oluşturuşuna dair elimizdeki en eski buluntular  12. yüzyıla aittir. Oysa, renkli camın varlığı ve çeşitleri kullanım biçimleri çok eskilere gider.
Türklerin Orta Asya’da yerleştikleri bölgelerde yapılan kazılarda ele geçen cam onların bu sanat hakkındaki ileri bilgilerini ve ince kullanım biçimlerini kanıtlayıcı niteliktedir.  İran üzerinden   Anadolu’ya gelirken Türkler bu sanatı getirdiler ve geliştirdiler. Selçuklu mimarları, Artukoğullarında da görülen ve şemsiye denilen cam süslemeleri kullandılar. Fakat Selçukluların son derece incelemiş ve gelişmiş vitray örnekleri, Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubadabad Sarayı kazılarında ele geçen cam parçaları ve alçı süslemeler vardı. Osmanlı mimarları ise önce Selçuklu etkisinde çalıştılar, ama sonra kendilerine özgü vitray üslubunu buldular. Evlerde, cami, medrese, şifahane, saray gibi anıtsal binalarda vitraylar normal pencere dizisinin üstünde oluyordu. Kafa penceresi denen bu nakışlı camlar, bitkisel ve geometrik şekillerle nefis bir bezeme biçimi oluyordu. Bu camlardan süzülen ışıklar yapı içinde değişik yansımalar yapıyordu Osmanlı vitrayının  en güzel örnekleri “Süleymaniye, Rüstempasa, Yeni Cami gibi büyük mabetlerde, “Topkapı Sarayı, Hünkar Kasrı vb. saray, kasır ve yalılardadır.
Hristiyan sanatında da elde bulunan ilk vitraylar 12. yüzyıldan kalmadır. O zamanlar Roma resim sanatıyla rekabet eden vitray, çok parlak ve gözalıcı renklerde camlarla perspektifsiz ve kabartısız olarak sit kompozisyonlar halinde yapılıyordu.

Vitray

Photo by Pixabay

Chartres Şehri:

Vitray ülkesi 13. yüzyılın başlarında Fransa ‘da Chartres şehri vitray sanatının en büyük merkezi oldu. Chartres Katedrali’ nde 12. yüzyıldan kalma renkli birçok pencere camı varsa da bunların çoğu 1200 -1240 yılları arasında yapılmıştır. Yapılara e elden geldiğince bol ışık sokmak isteyen gotik çağ mimarları pencereleri gittikçe daha büyük yapıyorlardı. Bu yüzden kilise süslemeleri, Roma kiliselerinin iç duvarlarını kaplayan frekslerden değil vitraydan oluşabilirdi. O devirde renkli cam ustaları, renk düşkünü çağdaşlarının zevkini okşamak için renkleri elden geldiğince çeşitlendirme çalışıyorlardı; bu yüzden Aziz Bernard, perhiz ve çile amacıyla kendi tarikatına giren kesişlerin bundan uzak durmalarını ve renksiz camları yeğ tutmalarını istemişti. Hristiyan cam ustalarının bu renk araştırma düşkünlüğü biraz da İncil hikayelerinden gelir. Chartes’li ustaların ustalığı sayesinde Beauce, zamanla bir Vitray odağı haline geldi ve vitraycılık buradan bütün Fransa’ya (Bourges, Paris, Tours, Le mans, Rouen) ve komşu ülkelere, özellikle İngiltere (Canterbury) ve Almanya’ya yayıldı.

Vitray

Photo by Adrien Olichon

Işık Resmi:

14. ve 15. yüzyılda vitray değişikliğe uğradı. Renkli pencereler daha büyüdü, camlar daha aydınlık oldu. Gümüş sarısının ve kür renginin baskın olduğu beyaz camlar üstünlük kazandı. Resim gibi vitray da gerçeğe uygunluğu göz önünde bulundurmaya yöneldi. 19. yüzyılda çoğu oymalı çift kat camlar pek çok değişik tona olanak sağladı. Ama vitray tek cam üstünde renkli bir resim olmaya yöneldi. 17. yüzyıldan itibaren bu sanat de senden çok etkilendi. Basit kompozisyonlardan ve az sayıda canlı renklerden oluşan vitray, yapma zevki 19. yüzyılda doğdu. Büyük ressamlar (İngres, Delacroix) modeller yarattılar. Geleneğe dayanan ya da yeni tekniklerden yararlanan vitray böylece anıtsal sanat içindeki yerini aldı.

Vitray, doğrudan doğruya renkli yapılmış veya sonradan boyanmış yarı saydam camların, kurşun çubuklar alçıya ya da çimento yardımı ile birleştirilmesiyle meydana gelir. Bu işte kullanılan camlar silis (kum), potas (odun külü) ya da soda (deniz tuzu) yardımıyla elde edilir. Silis erirken maden oksitleri karıştırılarak renklendirilir. Sonra üflenir, soğutulur, sonra yapılacak desene göre kesilir. Henüz sıcak olan cam çift kat yapılabilir: ayrı renkte iki cam levha üst üste yapıştırılır, ortaya çıkan cam gravür izlenimi verir. Daha önce pişmiş olan cam, camlaşabilen renklerle boyanabilir ve bu takdirde yeniden fırınlanır. Daha sonra cam parçaları birbirine kaynak yapılmış kurşun çubuklarla birleştirilir, ondan sonra hepsi bir arada madeni çerçevelere yerleştirilir. Küçük cam parçalarından oluşan bu birleşik bütün, esnek olduğundan vitray hem kımıldatılabilir hem de çok dayanıklı olur. İşte vitrayın geçmişten günümüze gelişini kısaca sizlere aktardık. Günümüzde de halen kullanılmakta olan  renkli cam süsleme sanatına hemen hemen her yerde rastlayabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın