Tarihin Yetim Çocukları Ahıska Türkleri

Yazarımız Dilruba bu sefer bizlere kendi kültürümüzden ve tarihimizden bir parça gösterecek. Çoğumuzun haklarında hiçbir şey bilmediği Ahıskalılara ve onların çile dolu geçmişlerine bakacağız. Bizler için görmediklerimizin önemi bu yazıda kısaca dile geliyor. İyi okumalar.

Ahıska Osmanlıların 16. yüzyılda Gürcülerden ele geçirdiği topraklarda bulunan Çıldır Eyaleti’nin livalarından biridir. Ahıska sancağı ya da Ahıska livası olarakta bilinmektedir. Bu isim Osmanlı idaresinin kayıtlarına aynı bölgede ki Ahaltsihe şehrinden dolayı “Rabat-i Kala-i Ahısha” olarak geçmiş ve günümüze ulaşmıştır.

Ahıska, dede korkut kitaplarında da bahsedilen 2700 yıllık bir Türk yurdudur. Onlarca sürgüne uğramış yıllarca sayısız çilelerle mücadele etmişlerdir. Defalarca Osmanlı topraklarına bir giren, bir çıkan bölge Ahıska… Sürgünleri ve göçleri anlatmaya ne sözcükler yeter ne yıllar. Gelin, 1828 yılında Ahıska Kalesindeki 40 bin Ahıskalının mücadelesine bakalım. O yüce yenilgiye!

Ahıska, ekseriyeti Müslüman Türk olan 50.000 nüfuslu, zengin ve tabî güzellikleriyle meşhur bir şehirdi. Üç kat suru, kudretli bir iç kalesiyle birlikte her evi âdeta bir kale gibiydi. Doğu Türkiye’nin Erzurum ve Trabzon’dan sonra en önemli şehriydi.

“Kendi mahallî liderleri tarafından yönetilen Ahıskalılar, çok savaşçı ve korkusuz insanlar olarak ün salmışlardır. 17 Ağustos’ta Rus ordusu Ahıska şehri önlerine geldi. Şehirden beş altı kilometre uzaktaki garnizon, Ruslarla iki gün süren kanlı çarpışmalar yaptı. Burada üstün gelen Rus kuvvetleri, Ahıska’yı kuşatmaya başladılar. Ahıska Türkleri, kadınları da dahil olmak üzere hayatlarını, evlerini sonuna kadar savunmaya kararlıydılar. Bu insanlar, Ruslara gülerek kendilerine olan güvenlerini şu şekilde açığa vuruyorlardı: Siz gökyüzündeki Ay’ı Ahıska’nın camisindeki hilalden çok daha kolay sökebilirsiniz!”

“Ruslar, 28 Ağustos’ta sabaha karşı ani bir hücuma geçtiler. Şehir toplarla dövüldü. Çevredeki binalar ateşe verildi. Her tarafa yangın paçavraları atarak şehrin evlerini yakmaya başladılar. Genç ihtiyar şehir halkı büyük bir cesaretle savaştılar. Kadınlar canlı olarak Rusların eline geçmektense yanan binalara dalarak canlı canlı yanmayı tercih ediyorlardı. Bir camide toplanan yüzlerce insan diri diri yakıldı. Rus askerleri bu kahramanca mücadeleyi sindiremiyor, ele geçirdikleri insanı çocuk dahi olsa acımasızca öldürüyorlardı.”

Muharebeler sonucunda Ahıska şehri, 28 Ağustos 1828 sabahı Rusların eline düştü. Rus kumandan Paskeviç’in adı, halk arasında lanetle anıldı. Şehir yağmalandı. Kütüphaneleri Tiflis’e, Petersburg’a taşındı.

Bölge, Osmanlı tarafından tekrar alınacak ve tekrar kaybedilecekti…

Kaynak: Yunus Zeyrek/Ahıska Bölgesi ve Ahıska Türkleri

Ahıska

Ahıska Kalesi (Rabati Kalesi)

Bir Cevap Yazın