TERÖR BAĞLAMINDA PKK VE ETA ÖRGÜTLERİ

GİRİŞ

Terör sözcüğünün tanımına ilk defa Fransız Devrimi yeni bir boyut kazandırır. Fransız Devrimi’nin ilk yıllarında Fransa’da yürütme yetkisine sahip Convention, ülkenin dış güçler tarafından işgal edilmesine duydukları endişeden dolayı ve içteki sivil huzursuzluğun devrime zarar verebileceğini düşündükleri için olağanüstü önlemler alma gereği görürler. Bu amaçla kamu güvenliğinden sorumlu komiteyi (Comité de salut public) neredeyse diktatörlüğe varan yetkilerle donatırlar. 5 Eylül 1793 günü Convention bir bildiri ile devrim karşıtlarına karşı Terörü (la Terreur) açıklar: “Komplo kuran tüm kişileri dehşete düşürmenin zamanı geldi. Kanun adamları, terörü başlatın.” Kamu güvenliğinden sorumlu komitenin başındaki Maximilien Robespierre terörün ateşli bir savunucusu olacaktır ve görevlendirilmesinden bir yıl sonra, 28 Temmuz 1794 günü despotluk suçundan idam edilene kadar binlerce kişinin infazına öncülük edecektir. Terör, verilen yargısız kararlarla idamlara kadar giden uygulama şekli ve halk üzerinde bıraktığı korku ile tarihe devlet eliyle gerçekleştirilmiş bir terör örneği olarak geçer. Buna devrimci terör de denir. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde; “Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş” olarak tanımlanır. Tedhiş ise; dehşete düşürme, sürekli ve sistemli şiddet hareketleri, cinayet vb. faaliyetlerle korku uyandırma, yıldırma, terör, demektir. Terör ya da terörizm, siyasal, dinsel ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımı olarak tanımlanır. Bir toplumda bir gurubun halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korku olarak tanımlanır. Genellikle siyasal nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak olarak tanımlanır. Dehşete düşürme, sürekli ve sistemli şiddet hareketleri, cinayet vb. faaliyetlerle korku uyandırma, yıldırma, sindirme yoluyla bir siyasi amacı gerçekleştirmeye yönelik silahlı propaganda yöntemi olduğu noktasında dünyada toplumlarda genel bir kabul vardır.

Terörün tanımından sonra terörizmin tanımına bakmalıyız.Terörizm kavramı, terör yöntemlerinin siyasi bir amaçla örgütlü,sistemli ve sürekli bir şekilde kullanılmasını benimseyen bir strateji olarak terör kavramından ayrılmaktadır. Terör terimi, dehşet ve korkuyu belirtirken terörizm, bu kavrama süreklilik ve siya-sal içerik katmaktadır. Buradan hareketle terörizm, “Savaş ve diplomasi ile kazanılmayan sonuçları elde etmek , korkutmak ve itaat ettirmek için bir teoriye , felsefeye ve ideolojiye dayanılarak siyasi maksatlar-la, iradi olarak terör ve şiddetin sistemli ve hesaplı bir şekilde kullanılmasıdır” şeklinde tanımlanabilir.

Ansiklopedik tanımlarda ise terörizm; International Encylopedia of Social Sciences’de; “önceden belirlenmiş hedefleri elde etmek için şiddet kullanan, şiddete başvuran bir grubun veya partinin kullandığı metot, Meydan Larousse’da; “ihtilalci grupların giriştiği şiddet eylemlerinin tümü, tedhişçilik, bir hükümet tarafından uygulanan şiddet rejimi”, Ana Britannica’da; “siyasal bir hedefe ulaşmak amacıyla devlete, halka ya da bireylere karşı sistemli şiddet eylemlerine başvurma” şeklinde tanımlandığı görülmektedir. Ceza Hukuk-çusu Ordinaryus Prof. Dr. Sulhi DÖNMEZER ise “…şiddetin, sosyal, ulusal, ırki, dinsel, fesat çıkarıcı ve diğer maksatlarla ve sosyal sınıflar arasında çatışma ve savaşı tahrik etmek üzere planlı ve hukuk dışı olarak kullanılması…” şeklinde bir tanım vermiştir.Arapça kökenli tedhiş sözcüğü de zaman zaman terör anlamında kullanılır. Tedhiş sözcüğü, “korku salma, yıldırma” anlamlarına gelir. Terörizm, “Disasters: Terrorism” adlı kitabında, “What is Terrorism?” başlığı altında Ann Weil tarafından da şu şekilde tanımlanmıştır: “Terörizm; rastgele seçilmiş ya da sembolik değeri olan kurbanların, şiddetin aracı olarak seçildikleri bir savaş yöntemidir. Bu araçsal kurbanların kurbanlaştırılmaları, mensup oldukları grup ya da sınıf içeri-sindeki yerlerine bağlıdır. Böylece, söz konusu grup ya da sınıfa mensup olan diğer bireyler de, kronik bir terör korkusunun içine itilmiş olurlar”.

Terör terimi, dehşet ve korkuyu belirtirken terörizm, bu kavrama siyasi içerik ve süreklilik katmaktadır. Bu doğrultuda terörizm ‘Savaş ve diplomasi ile kazanılmayan sonuçları elde etmek, korkutmak ve itaat ettirmek için bir teoriye, felsefeye ve ideolojiye dayanılarak siyasi maksatlarla, iradi olarak terör ve şiddetin sistemli ve hesaplı bir şekilde kullanılmasıdır.’ Terörizmin temel amacı, bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekilmesidir. Bu “dikkat çekme” şiddet eylemleri neticesinde toplumda oluşturulan korku ve dehşet havası ile sağlanmaktadır.

Kitle iletişim araçlarının sağladığı imkanlardan da yararlanan terörizm, yarattığı korku ve dehşet ile bir bakıma topluma; “Benden yana mısın, değil misin?”, “benden değilsen düşmanımsın”, “düşmanımsan hedefimsin”, “senin yaşama hakkın yoktur.” şeklinde belirtilebilecek “taraf olma” çağrısında bulunmaktadır. Terörizm, bu dramatik çağrılar ile insanlara tarafsız olma hakkını yasaklamakta, onların zihinsel ve duygusal masumiyetini yok etmekte, şiddet ortamına çekmekte ve toplumun şiddet yoluyla siyasallaşmasına, kutuplaşmasına yol açmaktadır. Toplumdaki kutuplaşmalar da zihinsel ve duygusal yönden bölünmüş “çatışan tarafları” ortaya çıkarmaktadır.

Çatışan tarafların ise toplumun birlik ve bütünlüğünü bozacağı, dolayısıyla terörün amacına hizmet edeceği açıktır. Terörizmin benimsediği bir diğer amaç, kargaşa yaratarak toplumun direnme gücünü kırmak, yerleşik sosyal ve siyasal düzenin arkasındaki halk desteğini şiddet yoluyla zayıflatmaktır. Terörizmin bazı güçler tarafından birtakım siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlamanın da aracı olarak kullanıldığı dikkate alındığında amaç oldukça farklılaşmaktadır. Bu gibi durumlarda terörizmin amacı, bir kazanım elde etmek maksadıyla hedef alınan ülke ve toplumda belirli ortamların oluşmasına aracılık etmektir. Türkiye gibi stratejik öneme sahip ülkelerin terör ortamında tutulmasında, ülkemizi hedef olarak seçmiş devletler ve birtakım güçlerin çıkarları açısından zaruret bulunduğu, terörün amacının da sadece bu ortamın devamını sağlamak olduğu değerlendirilmektedir. Bu nedenle terörizm, bir siyasi mücadele aracı olmaktan çıkıp, bir ülkenin bir başka ülkeyi zayıflatmak ve istikrarsızlaştırmak için kullandığı bir araç haline gelmektedir.

Öte yandan terörizm kitlelere yönelik hedef gözetmeyen şiddet eylemleriyle, toplumun güven duygusunu ortadan kaldırarak, halkın can derdine düşmesini ve olaylara tepkisiz kalmasını amaçlar. Böylece kitleler terörizme karşı duyarlılıklarını yitirir, terörü kanıksar ve devletle toplum arasında güven açısından büyük bir uçurum oluşur. Terörizmin bir başka amacı da; baş eğdirmek, itaat ettirmektir. Terörizmin bu türü, terörist örgütlerce kendi üyelerine ve etkilemek istedikleri halk kesitlerine uygulanabilmektedir. Terörist gruplarca amaçlanan; yandaşlar kadar “seyircilerin” de itirazsız baş eğmeleri, “hedef kitlenin” emredileni yapmasıdır. Etkilenmesi amaçlanan bireylere ikinci defa düşünecek zaman ve aksine davranabilecekleri alan bırakılmaz. Amaç, “hedef kitleyi” yıldırmak, yönlendirmek ve yönetmektir.

Dünya’daki terör örgütlerine baktığımızda benzerlik gösteren şu özellikleri görebiliriz:

1- Terörizm bir ideoloji, bir doktrin ya da sistematik bir fikir olmamakla beraber hedefe ulaşmak için kullanılan bir stratejidir.
2- Terörizm, terör eylemlerini meşrulaştırmak için zemin hazırlar.
3- Terörizm, yeni bir düzen ve menfaatler vaat eder.
4- Terörizm, uluslararası düzende dış güçlerce daima desteklenir. Aksi halde gelişmesi mümkün değildir.
5- Terörizm, propaganda olmadan güçlenemez hatta ayrılmaz bir bütündürler.
6- Terörizm, mali desteğe ihtiyaç duyar ve bunu elde etmek için de yasadışı yollara başvurur.
7- Terörizm, devlet otoritesine alternatif olduğunu savunur.
8- Terörizm, düzen değişimi, bağımsız bir devlet kurma gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.
9- Terör, bilinçli ve kasıtlı yapılan eylemleri içerir.
10- Terörizmin amacı şiddet uygulamaktır çünkü ancak bu şekilde hedeflerine ulaşabileceğini düşünür.
11- Terörizm, genellikle siyasi bir amaca hizmet eder.
12- Terörizm, bireysel değil örgütlü grupların gerçekleştirdiği eylemlerdir.

Terörizm pek çok farklı alanda kendine hareket sahası yaratabilir.

1-İşçi ve memur sendikaları: Bu kuruluşları kullanarak sempatizan bir kitle oluşturmak ve işçi ve memurların haklarını kendi hedefleri doğrultusunda kullanmak.

2-Siyasi partiler ve gençlik kolları: Mevcut siyasi partilere sızarak veya yeni partiler kurarak, propagandalarını yasallaştırmaya çalışmak.

3-Dernek ve vakıflar: Kurdukları dernek ve vakıflar sayesinde, terör örgütleri kendilerini kamufle etmeye çalışırken, bu dernek veya vakıf kapsamında faaliyetlerini yürütmeye çalışırlar.

4-Özel ve tüzel kuruluşlar: Bu kuruluşların içine sızarak, sansasyonel olaylar yaratmak.

5-Eğitim kurumları: Kendisine sempatizan bulmak ve yaratmak için terör örgütlerinin en büyük kaynağı okullardır. Özellikle lise ve üniversite gençliği hedefleridir. Genelde kendi içinde bocalama yaşayan veya bulunduğu sosyal şartlardan memnun olmayan kişileri kendi aralarına katmaya çalışırlar.
Araştırmacılara göre geniş anlamıyla terörizm faaliyetlerine ilk Romalılar döneminde rastlansa da terörizmin modern tanımının Fransız Devrimi’nden sonra oluştuğunu ve Sanayi Devrimi’nden sonra şekillendiğini düşünebiliriz.

1-Ulaşım devrimi: Buharlı makineler ve trenin keşfinden sonra insanlar daha fazla hareket özgürlüğüne sahip olmuşlardır. Bu da terörizm açısından baktığımızda operasyonlar için daha geniş bir saha ve hedef kitle anlamına gelmektedir.

2-İletişim devrimi: Telgraf, telsiz ve telefonla beraber iletişim kolaylaşmış bu da suçluların daha organize hareket edebilmesini sağlamıştır. İletişim devriminin bir diğer sonucu da daha büyük kitlelerin dünyada olan biteni daha hızlı öğrenmesiyle beraber, olayların etkisini arttırmıştır.

3-Teknoloji devrimi: Teknolojinin ilerlemesiyle insanların hayatı kolaylaşmıştır. Fakat teröristler açısından düşünüldüğünde, teknolojik devrimler teröristlere tahrip gücü yüksek eylemler gerçekleştirme imkanı sağlamıştır. Öte yandan günümüzde teknolojik altyapıyı kullanan toplumlarda ve sistemlerde, oluşabilecek ufacık bir arızanın maliyetleri oldukça yüksektir. Bu da insanlarda ne kadar güvende olduklarına dair soru işaretlerine yol açmaktadır.

4-Ekonomik yapının hassaslaşması: 19.yüzyıldan itibaren ekonomik pazarların entegre olmaya başlamasıyla, herhangi bir pazarda meydana gelen sorunların etkisi sadece o pazarla sınırlı kalmayıp, ilişkide bulunduğu diğer pazarları da etkiler hale gelmiştir. Terörün de güç kazanmasında ve küreselleşmesinde bu entegrasyonun etkisi vardır.

5-Kentleşme: 19.yüzyılda Batı Avrupa’da başlayan kentleşme süreci günümüzde tüm dünyada etkisini sürdürmektedir. Terör de hedefleri gereği kırsal değil kentsel yaşamayı tehdit eden bir unsurdur. Çünkü on binlerce kişinin yaşadığı bir şehir merkezinde yapılacak bir eylem hem daha büyük zarara yol açacaktır hem de yankısı daha büyük olacaktır.

6-Demokratikleşme: Siyasi sistem ne kadar geniş kitlelere hitap ederse, sistemi etkileyen aktör sayısında da o derece artış olur. Günümüzde etkisi artmış bir birey söz konusudur ve bireylerin karşılaştıkları tehlikeler kısa sürede siyasi sistem üzerinde baskı oluşturmaktadır. Ulusal düzeyde başlayan bu baskı hızla küresel düzleme de taşınmaktadır.

7-Medyanın oluşumu: Terörün son 19.yüzyıldan başlayarak günümüze kadar gelmesinde ve bugün bu kadar etkin olmasında medyanın etkisi büyüktür. Çünkü medya olmasa, teröristler eylemlerini kitlelere duyuramazlardı.
Kısaca terörizm bütün bu unsurlardan yararlanmış ve gelişimini onlar sayesinde hızlı bir şekilde gerçekleştirmiştir. Yerelden ulusala, ulusaldan bölgesele, bölgeselden küresele geçiş yapmayı başarmıştır. Uluslararası sistemde ekonomik, siyasi ve diğer alt sistemler ne kadar hassas ve karmaşık olursa, terörün bu sistemler üzerindeki etkileri de o derece büyük olacaktır.

PKK

Kürtçe: Partiya Karkerên Kurdistanê, Türkçe ismi ile Kürdistan işçi partisidir. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu, Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeydoğusu ve İran’ın kuzeybatısını kapsayan bölgede devlet kurmayı amaçlayan ve bu amaçla söz konusu toprakların Türkiye sınırları dahilinde kalan kısmına sahip olabilmek için askeri hedeflere, köy korucularına ve sivillere karşı saldırılar düzenleyen yasa dışı ayrılıkçı silahlı örgüt.

KADEK (Kürtçe: Kongreya Azadî û Demokrasiya Kurdistanê, Türkçe: Kürdistan Özgürlük ve Demok-rasi Kongresi) ve Kongra-Gel (Halk Kongresi) isimlerini de kullanmıştır. 1974 yılında Abdullah Öcalan tarafından kurulan PKK’nın ideolojisi, 1990 yılına kadar Marksizm-Leninizm, ardından demokratik konfederalizm üzerine kurulu olmuştur.
Bazı politikacı ve yazarlara göre, PKK gerek geçmiş dönemde gerekse günümüzde eylemleri için çeşitli Marksist-Leninist örgütler veya partiler ile iş birliği yapmıştır. Nitekim örgüt, 12 Mart 2016 tarihinde Halkların Birleşik Devrim Hareketi bileşenleri ile birleşerek Türkiye’de faaliyet yürüten bazı komünist ve Marksist-Leninist silahlı örgütlerle ortak bir cephe oluşturmuştur. Bununla birlikte PKK’nın bazı ülkelerden maddi, manevi ve politik destek gördüğü öne sürülmektedir.

Türkiye’deki eylemlerinin finansmanının büyük bir kısmı Türkiye dışından sağlanmaktadır. PKK; Avrupa Birliği ülkeleri, NATO, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Japonya, Kanada, Kazakistan ve bölgedeki Türkiye, Suriye, Irak ve İran gibi birçok ülke ve uluslararası kuruluş tarafından terör örgütü olarak tanınmaktadır. Birleşmiş Milletler, Rusya, Çin, Hindistan, İsviçre, Mısır, İsrail, Tunus, Suudi Arabistan, Ukrayna, Birleşik Arap Emirlikleri ise PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmeyen ülke ve kuruluşlardan bazılarıdır. Örgüt, Avustralya merkezli Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün “2018 Küresel Terörizm Endeksi” raporunda “Avrupa’nın en kanlı terör örgütü” olarak listelendi. 2016 yılında 268 kişinin, 2017 yılında ise 71 kişinin ölümünden sorumlu oldu.

PKK’nın ideolojik yapısı Marksizm-Leninizm, Maoculuk, Kürt milliyetçiliği, Apoculuk ve demokratik konfederalizmdir. Abdullah Öcalan, PKK’yı “Kürt proleter devrimci hareketi” ve “ulusal kurtuluş mücadelesi” olarak tanımlamıştır.
PKK (bazen Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunu Türkiye Kürdistanı olarak adlandırır) Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeydoğusu ve İran’ın kuzeybatısını kapsayan bölgede devlet kurmayı amaçlamaktadır. Mehmet Ali Birand ile yaptığı ve 16 Haziran 1988 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan röportajında Öcalan “Amacımız Türkiye’den toprak koparmak değil, aşamalı şekilde bir gerçeğin kabul edilmesini sağlamaktır.Her şey size bağlıdır.” ifadelerini kullanmıştı.

Şeyh Said İsyanı sonrası çıkarılan Şark Islahat Planı çerçevesinde Kürt illerinde olağanüstü hal ilan edildi. Halka açık yerlerde Türkçe dışında bir dil konuşulması yasaklandı. Konuşanlara para cezası verilmesi kararlaştırıldı. Türkçe olmayan köy, ilçe ve il isimleri Türkçeleştirildi.

Kurtuluş Savaşı dönemindeki Kürt millî isyanlarının ilki olarak Koçgiri İsyanı’nı gösterebiliriz. Bunun ardından Ağrı Dağı İsyanları ve Dersim İsyanı akla ilk gelen isyanlardır. Bu isyanlar binlerce sivilin ölümüne neden olunmuştur. Ölen sivillerin yanı sıra bölgedeki halk da zorunlu göçlere tabii tutulmuştur

1980 darbesiyle Türkiye’de sağ-sol birçok siyasi grupla beraber Kürt solu da büyük zarar görmüştür. Bunlardan birisi Diyarbakır Cezaevi’dir. Bu ceza evindeki işkence ve kötü muamelelere tabii tutulan tutukluların büyük çoğunluğu PKK’ya katılmış ve onun ana omurgasını oluşturmuştur. 1984 yılında bu cezaevinden tahliyelerin başlamasıyla beraber PKK hızla güç kazanmaya başlamıştır.
PKK’nın bu hızla yayılmasıyla devlet buna karşı NATO üyesi ülkelerde kurulan ve varlığı Uğur Mumcu tarafından ortaya çıkarılan Özel Harp Dairesi kontrolünde gizli bir teşkilatlanma oluşturarak JİTEM’i kurdu.

17 bin kişi bir beyaz Torosa nasıl sığar?

Hedef PKK’yı ve ona giden desteği ortadan kaldırmaktı. Bu doğrultuda çeşitli idaalara göre JİTEM adına çalışan askerler ve bu askerler tarafından görevlendirilen siviller bölgede birçok faili meçhule ve işkencelere karıştı, insanlar köylerinden göç ettirildi. Arif Doğan ve Ayhan Çarkın’ın iddialarına göre, JİTEM PKK ile mücadelede birçok yol kullandı. JİTEM tarafından yapılan pek çok eylemde olay yerine bırakılan PKK, ERNK, HRK bildirileri ile olay PKK tarafından yapılmış gibi gösterildi.

PKK TARİHİ:

Doğu Mitingleri:
Türkiye İşçi Partisi 16 Eylül 1967’de Diyarbakır, 24 Eylül’de Silvan, 1 Ekim’de Siverek, 8 Ekim’de Batman, 15 Ekim’de Tunceli, 22 Ekim’de “Doğu Mitingleri” düzenlemiştir. 23 Mayıs 1971’de Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) kurulmuştur.

Apocular dönemi (1974-1978)

Abdullah Öcalan’ın örgütsel geçmişi 1974’te Marksist bir yapı olan Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD) ile başlamaktadır. Grup, bu dönemde büyük ölçüde öğrencilerden oluşmakta ve başında Abdullah Öcalan bulunmaktadır. Ankara’da kurulan organizasyon kısa bir süre içinde Güneydoğu Anadolu’ya taşınmış ve bölgedeki genç Kürtler arasında propaganda faaliyetlerinde bulunmuştur.

27 Kasım 1978 tarihli kuruluş bildirgesine kadar olan dönem Apocular olarak adlandırılmaktadır. Apocular ismi özellikle Dikmen toplantısından sonra yaygın şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Öcalan’ın politik fikirlerinin geliştiği ve ülke içinde 1970’lerin ortasına kadar gelişen yapılarla bağlantılarını kurmuş ve tanıtmıştır. Bu dönemin sonlarında fikirlerini harekete koymak için Güneydoğu Anadolu’da var olan feodal yapıda yer bulması ve bu yapıyı kendi amaçları için şekillendirmesi ve kendi amaçlarının da bölgenin yapısı altında şekillenmesi fikrini benimsemişlerdir.

Apocuların çekirdek grubu 16 kişiden oluşmaktadır. Yıllar içinde bu on altı kişiden sadece Öcalan grupta kalmış, bazıları kendi kuruluşunda rol oynadıkları yapı tarafından öldürülmüştür.

Kuruluşu, şehir çatışmaları (1978-1980)

27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesi Fis mahallesinde yapılan bir toplantıyla (1. Kongre) “Kuruluş Bildirgesi”ni düzenler ve adını Kürdistan İşçi Partisi olarak değiştirir. PKK, bu bildirgeyle hareket alanını genişlettiğini de ilan eder ve yeni bir safha olan şehir eylemleri metotlarını uygulamaya başlar. Marksist, Leninist temelli ayrılıkçı bir organizasyon olması sebebiyle sağ organizasyonlarla da çatışmaya girmiştir. Bu dönemde Başkan olarak Abdullah Öcalan, Başkan yardımcısı olarak Cemil Bayık, Yürütme kurulu başkanı olarak Şahin Dönmez, Asker sorumlusu olarak Mehmet Karasungur, İstihbarat sorumlusu olarak Mazlum Doğan, Yürütme kurulu üyesi olarak Mehmet Hayri Durmuş, Yürütme kurulu üyesi olarak Öcalan’ın eşi olan Kesire Yıldırım yer almıştır.

Kuruluş bildirgesiyle bölgede varlığını geliştirme ve sosyal yapıya bürünme devresine girmiştir. 43.000 olayın yaşandığı dönemde, PKK Şehir Çatışmaları döneminde aktif bir yapıdadır. 12 Eylül 1980 büyük oranda şehir çatışmaları dönemini sona erdirse de organizasyonun eylem kabiliyetini ortadan kaldırmamıştır.

PKK’nın çatışmaları sadece karşıt görüşlerin çatışması olmakla kalmayıp 30 Temmuz 1979’da Cuma Tak önderliğindeki grup tarafından Urfa Milletvekili Mehmet Celal Bucak’a düzenlenen suikastla, devletle iş birliği içinde olmakla ve Kürtleri sömürmekle suçladığı aşiretlere de yönlendirmiştir. 1980 darbesi öncesi diğer komünist ve Marksist-Leninist gruplar gibi yapılanmış ve propagandasını silahlı eylemlerle duyurmuştur. 12 Eylül Darbesi ülke içinde yaşamın sekteye vurulmasını amaçlayan faaliyetlere karşı bu faaliyetleri yürüten bireylerin etkisiz kılınması amacı ile yürütülmüştür. Öcalan, ülkeyi terk etmiş ama onunla ülke dışına çıkmayan PKK militanları darbe grubunca yakalanıp hapsedilmişlerdir. Bu grup daha sonra cezaevi direniş hareketinin çekirdeğini oluşturacaktır.

1980-1984

1979’da Öcalan’ın Suriye’ye geçmesinde; Devrimci Gençlik’in temellerini attığı eğitim kamplarının kurulması ve 12 Eylül Darbesi’nin ülke içindeki eylem alanını kapatması etkili olmuştur. Türkiye’deki askeri yönetimin, sosyalist ve komünist organizasyonların, Öcalan’ın Lübnan çağrısına cevap vermesine sebep olmuştur. 1982-84 yılları Öcalan’ın organizasyonun yeniden şekillendirilmesine yardımcı olmuştur.Abdullah Öcalan darbe döneminde Suriye’nin gözetiminde Bekaa Vadisi’ne yerleşmiş ve buradan organizasyonun yeniden yapılandırılmasını planlamıştır.

1984-1993

1984 senesiyle PKK yeni bir yapıya bürünmüştür. Kendisine Mao Zedong’nun “halk devrimi” yöntemini seçmiş ve Suriye’nin desteklemesiyle Güneydoğu Anadolu’da gerilla savaşı yöntemlerini uygulamaya başlamıştır. Bununla birlikte Öcalan ‘Uzun süreli halk savaşı’ ilan etti. ‘Uzun süreli halk savaşı’ 1.’stratejik savunma’, 2:’stratejik dengeleme’ ve 3:’stratejik saldırı’ başta olmak üzere üç aşamadan ibaretti. Bunun ilk aşamasının yöntemini ‘Silahlı Propaganda’ olarak nitelendirerek Kürdistan Kurtuluş Güçleri (Kürtçe: Hêzên Rizgarîya Kurdistanê, HRK) kuruldu ve üç birlik oluşturdu] ‘Agit’ kod adılı Mahsun Korkmaz komutasındaki ’14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği’ Eruh-Şırnak-Pervari bölgesine, Abdullah Ekinci komutasındaki ’21 Mart Silahlı Propaganda Birliği’ Hakkâri-Çukurca-Şemdinli ve Ali Ömür-can komutasındaki ’18 Mayıs Silahlı Propaganda Birliği’ ise Van-Çatak bölgelerine saldıracaktı.

Ancak Ali Ömürcan’ın birliği hücuma geçemedi. 15 Ağustos 1984 akşam 21:30’da Eruh ve Şemdinli’de PKK ilk büyük ölçekli silahlı eylemini gerçekleştirdi.
25 Ekim 1986’da Lübnan’da yapılan 3.kongresinde HRK lağvedilerek yerine Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu (Kürtçe: Artêşa Rizgarîya Gelê Kurdistanê, ARGK) kuruldu. 1991-1992 yılında örgütün artan eylemleri 1993’te doruk noktasına ulaştı. 24 Mayıs 1993’te Bingöl-Elâzığ karayolunu kesen PKK militanları, eğitimlerini tamamlayarak görev yerlerine sevk edilen silahsız 33 eri otobüslerden indirerek kurşuna dizdi. PKK’lılar, 13 er, bir polis ve 8 vatandaşı da kaçırdılar. Olayın ardından düzenlenen operasyonda, 10 PKK’lı öldürüldü ve kaçırılanlar kurtarıldı.

1993-1998

Bu dönem örgütün hayatta ve ülkeler arası yapıda kalabilmek için ideolojisini büyük ölçüde yeniden gözden geçirdiği dönemdir. Komünizm (Marksist-Leninist) yerine sosyalizm benimsenmeye, kadın-erkek eşitliğinin savunulduğunu göstermek üzere kadınlarda erkek davranışlarını öne çıkarmaya ve cinsel ögeleri göz ardı etme politikası uygulanmaya başlanmıştır. Parti içinde dine karşı tolerans gösterilmesi bu yapının uzantısıdır.
Bu değişimlerle PKK, Kürt devleti söyleminden vazgeçmiş ve Türkiye Cumhuriyeti devleti altında otonom bir yapı amaçladığını söylemeye başlamıştır.

Bu dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin savunma harcamalarına ayırdığı miktar bütün harcamalarının %10’una kadar yükselmiştir. Bu dönemdeki askeri faaliyet yoğunluğunu devam ettirebilmek ordu bütçesi için 8 milyar ABD doları yıllık harcama seviyesine ulaşılmıştır.
Mayıs 1997 harekatının Türkiye’ye faturası ise 300 milyon dolar olmuştur.

Başbağlar Katliamı (1993)

5 Temmuz 1993 tarihinde 100’e yakın PKK mensubu, Kemaliye’nin Başbağlar Köyü’nde sivilleri kurşuna dizip evleri ateşe verdi. 31 kişi öldü, 3 kişi yaralandı. Katliamı PKK üstlendi ve Abdullah Öcalan Davası’nda PKK’nın eylemlerine örnek olarak gösterildi. PKK lideri Abdullah Öcalan olaydan habersiz olduğunu ve olayın sorumlusunun Dr. Baran kod adlı bir PKK sorumlusu olduğunu ifade ederek, katliamı PKK’nın düzenlediğini kabul etmiştir.

İntihar saldırıları (1996)

30 Haziran 1996’da “Zilan” kod adlı PKK’lı kadın militan Zeynep Kınacı’nın Tunceli’de vücuduna sardığı bombaları İstiklal Marşı’nın okunduğu sırada tören alanında patlattığı olay. Olayda ikisi astsubay, toplam 6 asker hayatını kaybetti. Zeynep Kınacı, aynı zamanda o tarihe kadar intihar eylemi gerçekleştiren ilk kadın militandı. 25 Ekim 1996’da ikinci bir canlı bomba olayı daha gerçekleşti. Adana’da Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü bahçesindeki polislerin arasına dalan PKK’lı Leyla Kaplan üzerindeki bombayı patlattı. Olayda 3 polis hayatını kaybetti.29 Ekim 1996’da, Sivas’ta Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı sırada Güler Otaş üzerindeki bombayı patlattı. Saldırıda üçü polis, biri sivil 4 kişi hayatını kaybetti.

1998-2002

Şemdin Sakık’ın yakalanması:
13 Nisan 1998’de PKK’nın eski ikinci adamı olup örgütten iltica ederek Mesut Barzani’nin yanına sığınmış Şemdin Sakık (Kod adı: Parmaksız Zeki) ve kardeşi Arif Sakık, Özel Harekât birimleri tarafından ele geçirilerek Türkiye’ye getirilmişlerdir.

Öcalan’ın Suriye’den çıkışı:
29 Ağustos 1998’de Abdullah Öcalan MED TV’de yayınlanan basın toplantısına telefon bağlantısıyla katılarak tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Buna Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı Mesut Yılmaz şöyle yanıtlamıştır:
“Eğer Türk devleti ile savaşmakta çaresizliğini anlayıp da teslim olmak için bir adım atıyorsa, ben bunu olumlu görürüm. Devamının gelmesini bekleriz. Ama eğer kendine Avrupa’da siyasi platformda yer kazanmak için bir oyun peşindeyse boşunadır. Hiçbir zaman muhatap alamayız.”

16 Eylül’de Türk Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Suriye’ye hitaben şöyle konuşmuştur:
“Bazı komşularımız bizim iyi niyetimizi, gösterdiğimiz yakınlığı yanlış değerlendirmişlerdir. Uzun zamandan beri Apo denilen eşkıyayı kendi ülkelerinde barındırıp, onu destekleyerek Türkiye’yi terör belasına bulaştırmışlardır. Şunu açıkça söylemek istiyorum: Türk milleti artık bu konuda göstereceği iyi niyetin sonuna gelmiştir. Sabrımız tükenmek üzeredir. Sabrımızı taşırmasınlar.”

1 Ekim’de TBMM’nin açış konuşmasında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel:
“Tüm uyarılarımıza ve barışçı açılımlarımıza rağmen hasmane tutumdan vazgeçmeyen Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha tüm dünyaya ilan ediyorum.”
Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, 6 Ekim’de Türkiye’yi ziyaret ederek arabuluculuk girişiminde bulunmuş ve Türkiye bunu kabul etmiştir.

9 Ekim’de Abdullah Öcalan PKK Yunanistan temsilcisi Ayfer Kaya (kod adı: Rozerin) ve bazı arkadaşları ile birlikte Suriye’yi terk etmiştir. (Bu olay PKK’nın literatürüne “9 Ekim Komplosu” olarak geçmiştir.)

Mısır Dışişleri Bakan Amr Musa 12 Ekim’de Ankara’ya gelerek Süleyman Demirel’e Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed’in mesajını iletmiştir. 19 Ekim’de Adana’da yapılan Türkiye-Suriye görüşmesinin sonucu “Öcalan şu andan itibaren Suriye’de değildir ve kesinlikle Suriye’ye girmesine izin verilmeyecektir” hükmünü de içeren mutabakat metni imzalanmış ve 20 Ekim’de açıklanmıştır.

Nairobi operasyonu:

Lazarus Mavros adına düzenlenmiş Kıbrıs Cumhuriyeti sahte pasaportunu taşıyan Abdullah Öcalan, 2 Şubat saat 11.33’te Melsa Deniz ve Yunanistan istihbarat mensubu Savvas Kalderides ile birlikte Kenya’nın başkenti Nairobi’ye gelmiş ve Yunanistan Büyükelçiliğine ait binaya yerleşmiştir.
CIA’den haber alan Özel Kuvvetler Komutanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Şenkal Atasagun ile birlikte bir operasyonu hazırlamıştır. Öcalan’ın yakalanmasında Mossad’la iş birliği yapıldığına dair söylentiler Mossad tarafından yalanlanmıştır.Cavit Çağlar’a ait TC-CAG kuyruk numaralı Falcon 900 B tipi uçağı ile, Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Engin Alan’ın komuta ettiği operasyon timi Kenya’ya gönderilmiştir. Kenya hükûmeti 15 Şubat’ta Öcalan’ın sınır dışı edilmesini talep etmiş ve Öcalan da Hollanda’ya gitmek koşuluyla binayı terk etmeyi kabul etmiştir. Ancak Öcalan’ı havalimanına götüren araç aniden konvoydan ayrılarak kaybolmuştur Öcalan 16 Şubat saat 3:00’da Türkiye’ye getirilmiş ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit yaptığı açıklamada “Dünyanın neresinde olursa olsun devletimizin onu ele geçireceğini söylemiştik. Bu devlet sözünü yerine getirdi, şehit analarına verilen sözü yerine getirdi.” ifadelerini kullanmıştı.

ÖCALAN’IN YARGILANMASI:

Abdullah Öcalan 29 Haziran 1999 tarihinde Türk Ceza Kanunu’nun muhtelif maddelerinde geçen ve 125. maddesinde müeyyidesi tespit edilen “devletin birliğini bozmaya veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklarda bir kısmının devlet iradesinden ayırmaya kalkışmak” suçundan yargılandı. Yargılanmasına 31 Mayıs 1999’da İmralı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başlanan davada Öcalan, PKK örgütünü kendisinin kurduğunu, örgütü sevk ve idare ettiğini, yakalandığı ana kadar örgütün kendisinin liderliği ve komutası altında faaliyetlerini sürdürdüğünü itiraf etti.

29 Haziran 1999 tarihinde Abdullah Öcalan, oybirliği ile idama mahkûm edildi.Karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da onandı. Mahkemenin gerekçeli kararında Öcalan’ın eylemlerinin şiddeti, yoğunluğu ve sürekliliği ile içinde bebek, çocuk, ihtiyar ve kadınların da bulunduğu binlerce insanın öldürülmüş olması ve ülke genelinde ciddi tehlike oluşturması nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 59. maddesinde düzenlenen cezai sorumluluğu kaldıran veya azaltan nedenlerden yararlandırılmamasına karar verildi. Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından ölüm cezası kararı verildi ancak karar uygulanmadı.İlk ifadesinde, yakalandıktan sonra kötü muameleye maruz kalmadığını söyledi ve PKK’nın ölümüne neden olduğu insanlardan özür diledi. Daha sonra ifadesinde PKK’nın 140 ayrı ülkeden destek gördüğünü ve eğer idam edilirse pek çok kan döküleceğini, canı bağışlanırsa çatışmaları bitirmeye çalışacağını söyledi.

Bu davada Öcalan, Türk vatandaşı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve onun ceza kanununu tanıdığını ve savunmasının hukuki değil siyasi olacağını belirtmiştir.
PKK’nın feshi (1999-2002) Öcalan, 1 Ağustos 1999’da ateşkesin sürdürülmesini ve silahlı güçlerin Türkiye sınırlarının dışına çekilerek, sembolik barış gruplarının iyi niyetin bir göstergesi olarak Türkiye’ye gelmelerini ister. Ardından, örgüt tarafından PKK’nın silahlı güçleri sınırların dışına çekilerek, biri dağdan biri de Avrupa’dan olmak üzere iki barış grubu gönderilir.

PKK, 2002’de kendisini feshetti ve yerine Kürdistan Demokratik ve Özgürlük Kongresi (KADEK) kuruldu. KADEK, Avrupa Birliğinin terör örgütleri listesinde yer almaktadır.

ÇÖZÜM SÜRECİ (2009-2015)

Çözüm süreci, 2009 yılında Oslo görüşmeleri ile başlamış ve Öcalan tarafından yazılan, 2013 yılında Diyarbakır’da yapılan ve Sırrı Süreyya Önder tarafından okunan deklarasyonla halka açıklanmıştır.Örgüt yetkilileri Mart 2015’te silahlı mücadeleden vazgeçip, siyasi mücadeleye devam edeceklerini belirtmiştir. Fakat 20 Temmuz 2015’te Irak ve Şam İslam Devleti tarafından gerçekleştirilen Suruç saldırısı akabinde 22 Temmuz 2015’te iki polisin PKK tarafından öldürülmesi ile 2009 yılından beri sürmekte olan çatışmasızlık hali ve çözüm süreci askıya alınmıştır.

ETA:

Bask Yurdu ve Özgürlük ya da ETA (Baskça: Euskadi Ta Askatasuna), İspanya ve Fransa sınırları içinde yaşayan Bask kökenli topluluğa ait bağımsız bir devlet kurma amacı güden Marksist Leninist, ayrılıkçı örgüt. 20 Ekim 2011’de silahlı mücadeleye son verdiğini açıklamıştır. 1959 yılında Franco diktatörlüğüne karşı kurulan örgüt, İspanya’nın kuzeydoğusundaki ve Fransa’nın güney batısındaki Bask bölgesinin bağımsızlığı için 1968 yılından bu yana faaliyetlerde bulundu. ETA, zaman içinde kültürel hakların savunuculuğu düzleminden, silahlı eylem biçimine yönelmiştir. 1979’da hükumet tarafından Bask Bölgesi’nde yaşayan yaklaşık iki milyon kişiye önemli ölçüde özerklik tanınmasına rağmen tam bağımsızlık için silahlı mücadeleye devam etmiştir. Batasuna ismiyle bilinen ve şu an yasaklanmış durumda olan parti de örgütün siyasi kanadını oluşturmaktaydı. Bu parti Bask Bölgesi’nde oyların genelde %10 ile %20’sini toplamaktaydı.

Ayrıca 1968’den bu yana düzenlediği kanlı eylemlerle 850 kişinin ölümüne neden olan ETA, İspanya’nın yanı sıra Avrupa Birliği ve ABD tarafından da terör örgütleri listesine alındı. ETA, 24 Mart 2006’da yapılan ateşkesi ihlal etmiş ve 30 Aralık 2006’da Madrid Barajas Uluslararası Havalimanı’nda bir bombalı saldırı gerçekleştirmişti. 9 nisan 2017 de artık tamamen silahları bırakıp silahların bulunduğu 8 adet depoyu söyledi ve süresiz ateşkes  ilan etmiştir. ETA, 1968-2011 yılları arasında toplam 829 kişinin ölümünden sorumlu tutulmaktadır.

ETA, ayrıca Avrupa topraklarında kendisiyle aynı ideolojiye sahip birçok benzer ayrılıkçı örgüt ile de ortaklık kurmuştur. Kendi aralarında bir ortaklık tesis etmiş olan bu örgütler ortak eylem de gerçekleştirme fikri üzerinde işbirliği yapmıştır. ETA, yürüttüğü ölümlü eylemler neticesinde Amerika Birleşik Devletleri, İspanya, Fransa ve Birleşik Krallık tarafından terör örgütü listesine dahil edilmiştir. ETA, 1959 yılından beri gerçekleştirdiği faaliyetler sonucunda binlerce insanın ölümüne yol açmıştır. ETA, en çok İspanya ve Fransa’nın önemli yerleşim yerleri, eğitim kurumları, finans merkezleri ve saygın siyasetçilerini doğrudan hedef alan saldırılar gerçekleştirmiştir. Bu saldırılar sonucunda birçok kişi yaşamını yitirmiştir. ETA, eylemlerde her çeşit mühimmat kullanmakta ve bunun yanında toplu ulaşım araçları ve hususi araçları da tercih etmektedirler.

1959 – ETA kuruldu.

1968 – ETA ilk ölümcül eylemini gerçekleştirdi.

1973 – Franco rejiminin güçlü simalarından Amiral Carrero Blanco öldürüldü.

1974 – ETA biri silahlı mücadele, diğeri siyasi-askeri kanat olmak üzere ikiye bölündü.

1978 – ETA’nın siyasi kanadı Herri Batasuna tarafından kuruldu.

1979 – İspanya, Bask Bölgesi’nin özerk statüsünü onayladı.

1987 – Barselona’da ETA saldırısında 21 kişi öldü.

1997 – Belediye meclisi üyesi Miguel Angel Blanco Garrido kaçırılıp öldürüldü.

1998 – ETA tek taraflı ateşkes ilan etti.

1999 – ETA hükümetle görüşmelerin kesilmesinin ardından ateşkesi bozduklarını açıkladı.

24 Mart 2006 – ETA süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etti.

30 Aralık 2006 – Madrid’deki Barajas Havaalanı’nındaki saldırıda 2 kişi öldü. ETA böylece ateşkesi bozmuş oldu.

24 Ağustos 2007 – Durango şehrindeki patlamada 2 kişi yaralandı.

14 Mayıs 2008 – Legutiano şehrindeki jandarma kışlasının önünde meydana gelen patlamada bir jandarma öldü, ikisi kadın dört jandarma yaralandı.

19 Haziran 2009 – İspanya’nın kuzeydoğusundaki Bask bölgesinde bir aracın infilak etmesi sonucunda 49 yaşındaki polis memuru Eduardo Puelles Garcia öldü.

5 Eylül 2010 – ETA örgütü bundan böyle ‘demokratik’ yollarla mücadele edeceğini ve silahlı mücadeleyi bıraktığını ilan etti.

10 Ocak 2011 – ETA, kalıcı ateşkes ilan ettiğini duyurdu. Ancak hükumet ETA’dan ateşkes değil, silah bırakmasını istediklerini vurguladı.

20 Ekim 2011 – ETA, silah bırakma kararı aldığını açıkladı.

23 Mart 2017 – ETA, 8 Nisan 2017 tarihi itibarı ile tamamen silahsızlanacağını ileri sürdü.  Bizzat örgütün açıklaması ile yaklaşık altı yıllık sessizlik sona erecek.

SONUÇ:

ETA VE PKK ARASINDA Kİ BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:

ETA, İspanya’da Franco diktatörlüğünün sürdüğü ve faşizmin doruk noktaya ulaştığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu noktadan bakıldığında ETA ile PKK’nın ortaya çıktığı siyasal ortam bakımından bir benzerlik olduğu söylenebilir. Zira PKK da 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren palazlanmıştır ve bu dönemde Türkiye’de demokratik yönetim anlamında çok ciddi sıkıntılar olduğu da bilinmektedir. PKK’nin 1978 yılında tam manasıyla ortaya çıktığı ve 12 Eylül Darbesi sonrası Kenan Evren Yönetimi’nin özellikle Kürt kimliği ve Kürt dili üzerine uyguladığı baskı döneminde güçlendiği ve taraftar topladığı göz önünde bulundurulursa ETA ile ciddi bir organik bağının olduğu söylenebilir.

ETA da, kuruluş esnasında Franco Rejimi’nin Bask kimliği ve dili üzerine uyguladığı baskı ve yasak unsurunu etkin olarak kullanmıştır. Ne var ki, ETA ile PKK arasında özellikle dini unsurların kullanımı noktasında önemli bir farklılık vardır. ETA, 1952 yılından itibaren özellikle Bask Bölgesi’nde bulunan kiliseler nezdinde örgütlenip taraftar toplarken, PKK’da böyle bir durum söz konusu değildir. Hatta PKK’nın din unsurunu tamamen dışladığını ve dini Kürt milliyetçiliğini zayıflatan bir unsur olarak bastırmaya çalıştığını görüyoruz. PKK’nın dinsel unsurlara karşı takındığı bu tutum, örgütün Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları nezdinde çok büyük bir destek görmemesinin en önemli nedenlerinden biridir. ETA ile PKK arasındaki en önemli ortaklıklardan biri de iki örgütün de sürekli olarak değişen bir ideolojik ve operasyonel altyapıya sahip olmalarıdır. ETA, az önce de belirttiğimiz gibi, kuruluş aşamasında tamamıyla milliyetçilik üzerinden kurgulanmış, din unsurunu da moral bir destekçi olarak kendi işleyişine eklemlemiştir. Ne var ki, daha sonraki dönemlerde ETA’nın yapısal ve ideolojik kurgusunun farklılaştığını ve Marksist ideolojiye dayalı şehir gerillacılığının ön plana çıktığını görüyoruz. Bask Bölgesi’nde ve İspanya’nın diğer büyük şehirlerinde gerçekleştirilen adam kaçırma, cinayet ve bombalama eylemleri son dönemde operasyonel yeteneğini ciddi anlamda kaybetmiş olan ETA’nın en önemli özellikleri arasında gösteriliyordu. PKK ise, başlangıç aşamasında Marksizmden esinlenmiş olmasına karşılık süreç içerisinde, Soğuk Savaş’ın da sona ermiş olmasının da etkisiyle, bu ideolojiden uzaklaşmış ve etnik milliyetçi istemler üzerinden şekillenen ayrımcı bir ideolojik çizgiye savrulmuştur. Örgüt yöneticileri, Marksist tezlerden vazgeçmediklerini belirtmelerine karşın, PKK’nın bugünkü çizgisine göz atıldığında Marksizmden çok etnik milliyetçiliğin ağır bastığını görüyoruz. Bunun yanı sıra PKK, ilk kurulduğu yıllarda kırsal kesimde silahlı eylem düzenleyen bir terörist örgüt konumunda iken, zaman içerisinde operasyonel kapasitesinde bir gelişim yaşandığını ve örgütün artık hem şehirlerde hem de kırsalda silahlı ve bombalı eylemler düzenleyebilecek bir güce ulaştığını görüyoruz. Yani ETA zaman içerisinde zayıflayan bir operasyonel kapasiteye sahipken, PKK nezdinde durum tam tersini ifade etmektedir. Ancak ETA ile PKK arasında eylemlerin objesi noktasında ciddi bir farklılık söz konusudur. ETA, İspanyol Devleti’ni ve hükümeti temsil eden asker, polis, yargıç, vb. seçilmiş unsurlara karşı eylem düzenlerken, PKK eylem noktasında hiçbir sınır öngörmemiş ve devleti temsil eden asker ve sivil görevlilerin yanı sıra, örgüt olarak temsil ettiğini iddia ettiği sivil halkı da katletmekten geri durmamıştır. ETA’nın seçici tavrı, 50 yılı aşkın dönemde bu örgütün katlettiği insan mevcudunu 829’da tutarken, PKK’nın terö-rist eylem iştahı ve tarzı nedeniyle Türkiye’de bugüne kadar hayatını kaybedenlerin sayısının 40 bini aştığı belirtilmektedir.

ETA ve PKK’nın en önemli ortak noktalarından biri de şiddeti tek çözüm yolu olarak görmeleri ve korku unsurunun toplumda yarattığı yıkımı kendi lehlerine kullanmak istemeleridir. Bu noktada PKK’nın çok daha etkin olduğu söylenebilir. Yine her iki örgütün liderlerinin de hapiste olması, ETA ile PKK’nın ortak olduğu noktalardan biri olarak ön plana çıkmaktadır. Ne var ki, ETA’nın 2007 yılında yakalanan önderi Arnaldo Otegi, örgütün silahı bırakmasında ön planda yer alan ve bu süreci kolaylaştıran bir isim olarak görülebilecekken, PKK’nin lideri Abdullah Öcalan barış sürecine tama-men kendi kişisel hırsları ve geleceği açısından yaklaşmakta ve Türkiye’de terör sorununun çözümü noktasında elini taşın altına sokmaktan kaçınmaktadır.
ETA ile PKK’nın en önemli farklılıklarından biri de içerisinde mücadele verdikleri devletlerin siyasal sistemleri ve anlayışlarının farklı bir karakter arz ediyor oluşudur. İspanya, Franco döneminin hemen ardından demokratik yönetim bağlamında ciddi bir ilerleme kaydetmiştir. 1978 yılında ilan edilen anayasa ve hemen ardından 1986 yılında gelen AB üyeliği İspanya’nın demokratik standartlarını yükseltmiştir. Bu noktada Bask Milliyetçiliği ve ETA Sorunu bağlamında, coğrafi ortaklık temelinde İspanya ile bir noktaya kadar uyumlaşmakta olan Fransa’nın İspanya’ya olan demokratikleşme baskısı ve süreç içerisindeki siyasal ve polisiye desteği de önemli bir rol oynamaktadır. ETA, İspanya’nın kendi toplumuna tanıdığı siyasal özerklik ve anadilini özgürce öğrenebilme/öğretebilme hakkı ile şiddete bulaşmamış sivilleri siyasal sürecin içerisine dâhil edebilme kapasitesi sonrası toplum nezdindeki etkinliğini yitirmeye başlamıştır. Öyle ki, bu süreç içerisinde Bask Bölgesi’nde ETA’ya benzer niyetlere ortaya çıkan ancak terör ve şiddeti reddeden siyasal partiler güçlenmiş ve bu partiler devlet tarafından siyasal sistem içerisinde bir muhatap olarak görülmeye başlanmışlardır. Nitekim ETA’nın İspanya’daki siyasal reform süreci esnasında terör faaliyetlerini en üst perdeye çıkararak yaşadığı zemin kaybını önlemeye çalıştığını ancak bu konuda pek de başarılı olamadığını görüyoruz. Bugün itibarıyla Bask Bölgesi’ndeki halkın %65’inin ETA’yı desteklemiyor oluşu ve bu örgütü kendi siyasal gelecekleri noktasında bir yük olarak görmeleri örgütün silah bırakma kararında çok önemli bir etken olmuştur. Aynı şekilde Türkiye’nin son dönemde Kürt vatandaşlarının sorunlarına önemle eğilme çabası içerisinde olması ve insan hakları ile özgürlükler noktasında yapılan reformların ardından gündeme gelen yeni anayasa tartışmaları bağlamında ciddi bir demokratikleşme sürecinin yaşanabilecek olması, PKK’nın son dönemde arttırdığı terörist eylemlerin en önemli nedeni olarak görülebilir. Bu noktada ETA ile PKK arasında bir benzerliğin olduğunu ancak iki ülkedeki demokratikleşme süreçlerinin farklı zamanlarda yaşanması nedeniyle siyasal manada tam bir örtüşme yaşanmadığını da söyleyebiliriz. Bu durum AB’nin terör ve demokratik yönetim anlayışı noktasında İspanya ve Türkiye’ye farklı bir şekilde yaklaşmasına neden olmaktadır. İspanya, ülke topraklarında yaşayan farklı etnik gruplara anayasal manada gerekli olan tüm siyasal, yönetimsel ve kültürel hakları tanıdığı için, bu ülkenin ETA ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle 2002 yılında kapattığı Herri Batasuna (Halkın Birliği) Partisi’ne ilişkin karar AİHM tarafından da onaylanırken, Türkiye’nin PKK ile bağı olduğu gerekçesiyle kapadığı siyasal partilere ilişkin kararlar AİHM tarafından onaylanmayabilmektedir.

ETA ile PKK arasındaki en önemli farklılıklardan biri de işleyiş noktasındadır. ETA, örgüt olarak Herri Batasuna dışında hiçbir siyasal görüntüye sahip olmamıştır. Yani çoklu bir siyasal ve yönetimsel görünüm yaratmamıştır. Bask Bölgesi’nde ortaya çıkan PNV gibi diğer milliyetçi ve hatta ayrılıkçı siyasal partiler ve örgütler ETA’dan bağımsız olarak ortaya çıkmışlardır ve bazılarının ortaya çıkışı ETA’dan da eskidir. Buna karşın PKK’nın siyasal manada BDP, KCK, vb. birçok örgütsel yapı kullandığını ve bu yapılar arasındaki çekişme ve iletişimsizlik gibi sorunların çözüm iradesini zayıflattığını görüyoruz. Nitekim Türk Hükümeti, Kürt vatandaşlarının sorunlarına ilişkin olarak BDP’yi taşıyıcı bir siyasal aktör olarak görmek istemesine karşın, KCK ve PKK’nın bu partinin güçlenmesini ve kendi etkinliklerinin ötesine geçmesini istememeleri siyasal manada büyük bir muhatap sorununun doğmasına yol açmaktadır.Kullanılan yöntemler ve çıkış noktası itibarıyla ETA ile PKK arasında ciddi bir benzerliğin olduğu söylenebilir. Ancak İspanya’nın ve Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yapısının birbirinden çok farklı olması ve iki örgütün sosyo-ekonomik anlamda da farklı gerçeklerin izdüşümü olarak ortaya çıkmış olmaları ETA ile PKK’nın tam manasıyla birbirleri ile örtüşmelerini engellemektedir. Bu nedenle, ETA’nın çözülüşü, çözüm süreci ve uygulanan taktikler noktasında bir örnek olarak alınabilecek olsa da, Türkiye’nin gerçeklerinin farklı olduğu unutulmamalıdır.

KAYNAKÇA:

Nihat Ali Özcan, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) Tarihi, İdeolojisi ve Yöntemi
Göktürk TÜYSÜZOĞLU Giresun Üni. İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü ( http://www.tuicakademi.org/eta-uzerinden-pkkyi-anlamlandirabilmek/)
https://wikileaks.org/gifiles/docs/38/3883362_-os-turkey-syria-ct-mil-mgk-convenes-amidst-pkkterror.html
http://www.interpol.int/content/download/27178/365792/version/1/file/P2%20-%20Iran.pdf
Schmid, Alex P. (2011). “The Definition of Terrorism
Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük
Robert Olson, The Kurdish nationalist movement in the 1990s: its impact on Turkey and the Middle East
Ferhad Ibrahim, Gülistan Gürbey, The Kurdish conflict in Turkey: obstacles and chances for peace and democracy
Vamik Volkan, Bloodlines: from ethnic pride to ethnic terrorism
Nur Bilge Criss, ‘The Nature of PKK Terrorism in Turkey’, Studies in Conflict and Terrorism 8 (1995) pp. 17–37

Bir Cevap Yazın